Vaaz
Affetmek ve Öfkeyi Kontrol Etmek: Kalpler Arasındaki Mesafeyi Kapatmak
Öfke kalpler arasına mesafe koyar; af o mesafeyi kapatır. Rabbimizin affı, Peygamberimizin ve sahâbenin örneği, affın ölçüsü, öfke anında nebevî reçete ve gurbette yedi söz.

Öfke kalpler arasına mesafe koyar; af o mesafeyi kapatır.
Görseller, günümüz Avrupa’sında yaşayan bir cemaatin hayatından temsilî sahnelerdir.Dört ana fikir
- Af, güçlünün erdemidir.Gerçek güç, karşılık verebilecekken vazgeçebilmektir.
- Af zulme rıza değildir.Hakkını aramak meşrudur; şiddet karşısında güvenlik önce gelir.
- Öfke anında nebevî reçete.Allah’a sığın, sus, otur, abdest al, kararı ertele.
- Küslük üç günü geçmesin.Hayırlı olan, ilk selâmı verendir.
İftitah: Öfkenin sesi, affın sükûneti
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي
Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabına salât ve selâm olsun. Rabbim! Gönlüme genişlik ver, işimi kolaylaştır; dilimdeki düğümü çöz ki sözümü anlasınlar.
Hamd: Fâtiha, 1/2. Salavat: serbest dua lafzı. Dua: Tâhâ, 20/25–28
Aziz cemaat! Gurbetin yorgunluğunu sabırla, kardeşliğin yükünü merhametle taşıyan kıymetli kardeşlerim!
Sıradan bir gün düşünelim. Tramvay gecikmiş, ustabaşı herkesin önünde sesini yükseltmiş, akşam trafikte biri önümüze kırmış. Eve girdiğimizde bitmemiş bir ödev, telefonda da bir akrabanın kırıcı mesajı bizi beklemiş. Gün boyu biriken yük, bazen en sevdiğimiz insana yöneltilen bir bağırışla boşalıverir. Sonra pişmanlık gelir; ama ağızdan çıkan söz geri dönmez.
Öfke hepimizin tanıdığı bir misafirdir; kimimiz onu eşikte karşılar, kimimiz başköşeye oturtur. Bugün Rabbimizin ve Peygamberimizin bize öğrettiği iki büyük terbiyeyi konuşacağız: öfkeyi kontrol etmek ve affetmek. İkisi birbirine bağlıdır. Öfkesine hâkim olamayan affedemez; affetmeyi öğrenmeyen de öfkesini kalbinde taşımaya devam eder.
Gurbette bu mesele bizim için ayrıca önemlidir. Dilini tam bilmediğimiz bir ortamda anlaşılmamak, haksız bir söze muhatap olmak, işte ve okulda kendimizi sürekli ispat etmek zorunda kalmak insanı yorar, bazen de öfkelendirir. Bu öfke evimize ve cemaatimize taşınmasın. Öfke kalpler arasına mesafe koyar; af o mesafeyi kapatır.

I. Affın anlamı: Silmek, sayfayı çevirmek, örtmek
Afv, safh ve mağfiret: Kur’an’ın affı derinleştiren üç kelimesi.
إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا
Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz.
Meâric, 70/19–21
Âyetler insanın tahammülsüzlüğe, sızlanmaya ve bencilliğe meyilli yönünü haber verir; hemen ardından namazı devamlı kılan ve hesap gününe inanan müminleri bu zaaftan ayırır (Meâric, 70/22–35). Zaaf fıtratımızda vardır; onu terbiye etmenin yolu da dinimizdedir.
Kardeşlerim! Sözlükte «yok etmek, silip süpürmek» anlamına gelen afv, ahlâk ve hukuk dilinde kötülük ve haksızlık edeni bağışlamak, hak ettiği cezadan vazgeçmektir. Rüzgârın kumdaki izi silmesi gibi af da kalbe düşen kötülüğün izini siler. (TDV İslâm Ansiklopedisi, «Af».)
Kur’an bu terbiyeyi üç kelimeyle derinleştirir. Afv, hakkından vazgeçmektir. Safh, sayfayı çevirmek, olanı yüze vurmamaktır; Râgıb el-İsfahânî safhın, kınamayı da bırakmak olduğu için afvden daha ileri bir incelik olduğunu söyler. Mağfiret ise kusuru örtmek, teşhir etmemektir. Bu üçü, aile hayatından söz eden bir âyette yan yana gelir: «Eğer affeder, hoş görür ve bağışlarsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.» (Teğâbün, 64/14)
- Afv عَفْو
- Hak edilen karşılıktan vazgeçmek; kötülüğün izini silmek.
- Safh صَفْح
- Sayfayı çevirmek; kınamayı ve başa kakmayı bırakmak.
- Kazm-ı gayz كَظْمُ الْغَيْظِ
- Kabaran öfkeyi içte tutup söze ve ele taşırmamak.
- Hilim حِلْم
- Öfkeye hâkim olan, acele etmeyen yumuşak huy.
Câhiliye toplumunda kötülüğe kötülükle karşılık vermek yiğitlik sayılır, affetmek ise zayıflık ve acizlik işareti görülürdü. Kur’an bu ölçüyü tersine çevirdi. Allah’ın affediciliğini ve mağfiretini sık sık hatırlatarak affı yüksek bir ahlâk meziyeti hâline getirdi; hatta «Affetmeniz takvâya daha yakındır» (Bakara, 2/237) buyurdu.
وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِّثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O, haksızlık edenleri sevmez.
Şûrâ, 42/40
Âyet önce adaleti teslim ediyor: Kötülüğün karşılığı ona denk olandır; fazlası zulümdür. Sonra daha yüksek bir kapı açıyor: Affedip arayı düzeltenin mükâfatını Allah üstlenir. Dikkat edelim; âyet yalnız «affeden» demiyor, «affedip ıslah eden» diyor. Af, kırılanı onarmaya niyet etmektir.
Gerçek güç, karşılık verebilecekken vazgeçebilmektir. Elinden bir şey gelmediği için susan insan sabretmiş olur; gücü yettiği hâlde bağışlayan ise affetmiş olur. Bu yüzden af, zayıfların değil güçlülerin erdemidir.

II. Affedilmek isteyen affeder: Rabbimizin affı
Afüv, Gafûr ve Settâr olan Rabbimizden af dileyen, kullarını da affeder.
إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
Şüphesiz Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
Nisâ, 4/43; âyetin son cümlesi
Rabbimiz Afüv ismiyle kusurları siler, Gafûr ismiyle günahları bağışlar, Settâr ismiyle hataları örter. Başımıza gelen sıkıntıların birçoğu kendi elimizle yaptıklarımız yüzündendir; yine de O, pek çoğunu affeder (Şûrâ, 42/30). Yaptıklarımız yüzünden bizi hemen hesaba çekseydi yeryüzünde tek canlı bırakmazdı; ama bize süre tanır, dönüş kapısını açık tutar (Fâtır, 35/45).
إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي
Rahmetim gazabımı geçmiştir.
Buhârî, Tevhîd, 22 (7422); hadîs-i kudsîden bölüm
Bu müjdenin bize bir sorusu vardır. Birazdan Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) kıssasında göreceğimiz âyet şöyle biter: «Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz?» (Nûr, 24/22) Her gece «Allah’ım, beni affet» diye yalvaran insan, gündüz kardeşinin küçük bir hatasını affetmekte zorlanmamalıdır. Affedilmek isteyen affeder.
Hz. Âişe validemiz, Kadir gecesine ulaşırsa ne dua edeceğini sorduğunda Peygamberimiz (s.a.s.) ona şu duayı öğretmiştir:
اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي
Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin; beni affet.
Tirmizî, Deavât, 84 (3513)
Affetmeyi seven bir Rabbe kulluk ediyoruz. O’nun bu sıfatından kalbimize de bir pay isteyelim. Rabbimizle aramızdaki hesabı af ümidiyle tutarken, insanlarla aramızdaki hesabı intikam defterine yazmayalım. Kalbimizde bir kin defteri tutarken Rabbimizden af defterimizin açılmasını istemek, Nûr sûresinin sorusuyla nasıl bağdaşır?

III. Âlemlere rahmet Peygamberin affı
Mekke’nin fethinden Tâif yoluna, Gavres’in kılıcına: intikam değil af.
Aziz kardeşlerim! Affın en güzel örneğini Resûlullah’ın hayatında görürüz.
لَمْ يَكُنْ فَاحِشًا وَلَا مُتَفَحِّشًا وَلَا صَخَّابًا فِي الْأَسْوَاقِ، وَلَا يَجْزِي بِالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةَ، وَلَكِنْ يَعْفُو وَيَصْفَحُ
O, kötü sözlü ve çirkin ağızlı değildi; çarşı pazarda bağırıp çağırmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis affeder ve hoş görürdü.
Tirmizî, Birr, 69 (2016)
Hz. Âişe (r.a.) başka bir rivayette şöyle der: Resûlullah (s.a.s.) kendisine yapılan bir şeyden dolayı şahsı adına hiç kimseden intikam almadı; yalnız Allah’ın koyduğu sınırlar çiğnendiğinde Allah için hükmü uygulardı. (Buhârî, Hudûd, 42) Bu cümlede büyük bir ölçü saklıdır: Kendi nefsimiz için affedici, Allah’ın ve insanların hakkı için adil olmak.
Mekke’nin fethi: «Bugün size kınama yok»
Mekke müşrikleri Peygamberimizle alay etmiş, onu ölümle tehdit etmiş, yoluna diken sermiş, secdedeyken üzerine pislik atmıştı. Ashabına işkence etmiş, onları yurtlarından çıkarmışlardı. Hicretten sekiz yıl sonra Resûlullah fâtih olarak Mekke’ye girdiğinde, yıllarca ona eziyet edenler Kâbe’nin çevresinde, onun ağzından çıkacak sözü bekliyordu.
«Ey Kureyş topluluğu! Size nasıl davranacağımı bekliyorsunuz?» diye sordu. «İyilik bekliyoruz; sen asil bir kardeş ve asil bir kardeşin oğlusun» dediler. Resûlullah, kendisini kuyuya atan kardeşlerine Hz. Yûsuf’un söylediği sözü tekrarladı:
لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللَّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın; O, merhametlilerin en merhametlisidir.
Yûsuf, 12/92; âyetten bölüm
Ardından ekledi: «Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!» (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 195) Bu af, kılıçların yapamadığını yaptı. Dün düşman olan gönüller kısa zamanda imana ve kardeşliğe açıldı. Rabbimizin «Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti» (Âl-i İmrân, 3/103) buyurduğu nimet, bir kez daha affın eliyle gerçekleşti.
Tâif dönüşü: «Onların neslinden Allah’a kul olanlar çıksın»
Bir gün Hz. Âişe, Resûlullah’a Uhud gününden daha ağır bir gün yaşayıp yaşamadığını sordu. Peygamberimiz Tâif dönüşünü anlattı. Tâif’e İslâm’ı tebliğ etmeye gitmiş, ama daveti kabul görmemişti. Siyer kaynaklarının naklettiğine göre şehrin ileri gelenleri onu alaya almış, peşine taktıkları kimseler taş atarak mübarek ayaklarını kanatmıştı. Kederle yola koyulduğunda başını kaldırdı ve bir bulutun içinde Cebrâil’i gördü. Cebrâil, Allah’ın kavminin söylediklerini işittiğini ve dağlar meleğini gönderdiğini bildirdi. Melek selâm verdi; dilerse Mekke’nin iki büyük dağını onların üzerine kapatabileceğini söyledi. Rahmet Peygamberinin cevabı şu oldu:
بَلْ أَرْجُو أَنْ يُخْرِجَ اللَّهُ مِنْ أَصْلَابِهِمْ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ وَحْدَهُ لَا يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا
Hayır! Bilakis Allah’ın onların soyundan, yalnız O’na kulluk eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseler çıkarmasını umarım.
Buhârî, Bed’ü’l-halk, 7 (3231); rivayetten bölüm
Taşlar ayağını kanatırken bile o, karşısındakinin bugününe değil yarınına baktı. Başka bir hadiste Peygamberimiz, kavmi tarafından dövülüp yüzü kanatılan önceki bir peygamberi anlatır: O peygamber yüzündeki kanı silerken «Allah’ım! Kavmimi bağışla; çünkü onlar bilmiyorlar» diyordu. (Buhârî, Enbiyâ, 54) Resûlullah da aynı peygamber ahlâkıyla Tâiflilerin helâkini değil hidayetini diledi. On yılı aşkın bir süre sonra Tâifliler Medine’ye heyet gönderip kendi istekleriyle Müslüman oldular.
Gavres: «Seni benden kim kurtaracak?»
Bir sefer dönüşünde Resûlullah ashabından biraz uzaklaşmış, kılıcını bir ağaca asıp gölgesinde dinleniyordu. Gavres b. Hâris adında bir müşrik gizlice yaklaştı, kılıcı aldı ve başucuna dikildi: «Seni benden kim kurtaracak?» Peygamberimiz sükûnetle «Allah!» dedi. Buhârî’nin rivayetinde Resûlullah’ın ashabını çağırıp olayı anlattığı ve adamı cezalandırmadığı bildirilir. İmam Ahmed’in rivayetinde ise kılıcın Gavres’in elinden düştüğü; bu defa kılıcı alan Peygamberimizin aynı soruyu sorup «Hiç kimse» cevabını aldığı hâlde onu serbest bıraktığı nakledilir. (Buhârî, Meğâzî, 32; İbn Hanbel, III, 389)
Kaynaklar Gavres’in bu olaydan sonra Müslüman olduğunu veya en azından bir daha Müslümanlara karşı savaşmayacağına söz verip kavmine döndüğünü nakleder. (TDV İslâm Ansiklopedisi, «Dü’sûr b. Hâris».) Canının kastedildiği anda bile intikamı değil affı seçen bir Peygamberin ümmetiyiz. Bizi incitenlerin çoğu, Gavres’in yaptığının yanında küçük kalır.

IV. Sahâbenin affı: «Allah’ın beni bağışlamasını isterim»
Hz. Ebû Bekir ve Mistah: kırgınlıktan daha çok sevilen bir af.
Hz. Ebû Bekir (r.a.), teyzesinin torunu olan Mistah’a akrabalığı ve yoksulluğu sebebiyle sürekli yardım ederdi. İfk hadisesinde münafıklar Hz. Âişe validemize iftira attığında, ne yazık ki Mistah da bu sözlere katıldı. Kızının iffetine dil uzatılan bir babanın yarasını düşünün. Âişe validemizin temizliğini bildiren âyetler inince Hz. Ebû Bekir, Mistah’a artık yardım etmeyeceğine yemin etti. Bunun üzerine şu âyet nâzil oldu:
وَلَا يَأْتَلِ أُولُو الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُولِي الْقُرْبَىٰ وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
İçinizden yardımsever ve zengin olanlar akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere artık bir şey vermeyeceğiz diye yemin etmesinler. Bağışlasınlar, hoş görsünler; Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
Nûr, 24/22
Âyeti duyan Hz. Ebû Bekir hiç tereddüt etmedi: «Vallahi Allah’ın beni bağışlamasını arzu ederim!» dedi, yeminini bozup keffaretini ödedi ve Mistah’a yardımı yeniden başlattı. (Buhârî, İfk hadisi; Kur’an Yolu, IV, 63) Kalbi en derinden yaralanan baba, Rabbinin affını kendi kırgınlığından daha çok sevdi.
A’râf sûresindeki «Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir» (7/199) âyeti indiğinde Cebrâil’in, Resûlullah’ın sorusu üzerine şöyle dediği nakledilir: «Rabbin sana kötülük edene iyilik etmeni, sana vermeyene vermeni ve seninle ilişkisini kesenle bağını sürdürmeni emrediyor.» (Taberî’den naklen Kur’an Yolu, II, 648–650)
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ
İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiş!
Fussilet, 41/34
Zemahşerî bu âyeti şöyle açıklar: «Biri sana kötülük ettiğinde onu affetmen bir iyiliktir; ama bundan da iyisi, onun kötülüğüne iyilikle karşılık vermendir. Bunu yaparsan amansız düşmanın sıcak bir dosta dönüşür.» (Kur’an Yolu, IV, 708–710) Hemen sonraki âyet bu mertebenin kolay olmadığını da hatırlatır: Buna ancak sabredenler ve büyük nasip sahipleri ulaşabilir (Fussilet, 41/35). Sahâbe affı bir söz olarak değil, bir hayat tarzı olarak öğrendi.

V. Affın ölçüsü: Af zulme rıza değildir
Af bir fazilettir; ama hakkı, adaleti ve güvenliği terk etmek değildir.
Kardeşlerim! Affı doğru anlamak, onu doğru yaşamanın ilk şartıdır.
Affı övdük; şimdi bir yanlış anlamayı da düzeltelim. Af, zulme rıza göstermek; hakkı, adaleti ve güvenliği terk etmek değildir. Kur’an müminleri tarif ederken hem haksızlığa boyun eğmeyenleri hem de affedenleri över:
وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنتَصِرُونَ
وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
Onlar bir haksızlığa uğradıklarında birlik olup haklarını savunurlar… Kim de sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
Şûrâ, 42/39 ve 43
Âlimler bu dengeyi şöyle ifade eder: Haksızlığa uğrayan kişinin affetmesi bir fazilettir; ama mağdurun rızası olmadan suçluyu hiç kimse ve hiçbir kurum onun adına affedemez. (TDV İslâm Ansiklopedisi, «Af».) Affetme hakkı mağdura, adaleti sağlama görevi meşru kurumlara aittir. Haksızlığa uğrayan kişi ya hakkını meşru yollardan arar ya da affetmeyi seçer; ikisi de meşrudur, af ise daha faziletlidir.
Hakkını aramak
- Haksızlığa boyun eğmemek (Şûrâ, 42/39)
- Meşru yollara, uzmanlara ve hukuka başvurmak
- Güvenliği korumak, sınır koymak
Affetmek
- Sabredip bağışlamak (Şûrâ, 42/43)
- Kini kalpten sökmek
- Kırılanı onarmaya niyet etmek
İkisi de meşrudur; af daha faziletlidir.
Bu yüzden aile içinde şiddet, tehdit, aşağılama veya istismar yaşayan bir kardeşimize «Sabret, affet, yuvanı dağıtma» deyip susmak affı yanlış yere koymaktır. Resûlullah eliyle hiçbir kadına ve hizmetçiye vurmamıştır. (Müslim, Fezâil, 79) Can, akıl ve onur emanettir; mağdurun güvenliği önce gelir. Yaşadığımız ülkedeki yardım hatlarına, uzmanlara ve hukukî yollara başvurmak dine aykırı değil, emaneti korumaktır.
Affetmek unutmak da değildir. Resûlullah, amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî Müslüman olunca onu affetti; ama mümkünse karşısına çıkmamasını istedi. (Buhârî, Meğâzî, 24) Demek ki affeden insan kendini korumak için sınır koyabilir: Kalbinden kini söker, ama tedbiri elden bırakmaz.
Bir de kul hakkı vardır. Birinin malına, emeğine veya şerefine dokunduysak yalnız «Allah affetsin» demek yetmez; hakkı sahibine iade etmek, gönlünü almak ve helâllik istemek gerekir. Peygamberimiz, kardeşine karşı bir haksızlığı bulunanın, altının ve gümüşün geçmeyeceği gün gelmeden bugün onunla helâlleşmesini emretmiştir. (Buhârî, Mezâlim, 10)

VI. Öfke: Terbiye edilecek bir duygu
Öfke fıtrîdir; kusur, dizgini öfkeye kaptırmaktır.
Kardeşlerim! Öfke, Allah’ın insana verdiği bir duygudur. Yerinde ve ölçüsünde olduğunda insan onunla canını, ailesini, vatanını ve hakkı korur; zulme karşı vicdanını ayakta tutar. Kusur öfkenin varlığında değil, öfkenin dizginleri ele geçirmesindedir. Öfke, terbiye edilmiş bir ata benzer: Dizgini elimizdeyken bizi menzile ulaştırır; dizgini kaptırınca uçuruma sürükler. Öfkelenmek insanîdir; öfkenin esiri olmak ise erdem değildir.
الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.
Âl-i İmrân, 3/134
«Öfke» diye çevrilen gayz, hoşa gitmeyen bir şey karşısında kalpte kabaran heyecandır. Kâzım ise öfkesini yenen, gücü yettiği hâlde zarar gördüğü kimselerden intikam almaya kalkışmayan kişidir. (Kur’an Yolu, I, 671–674) Kelimenin aslında, ağzına kadar dolmuş kırbanın ağzını sıkıca bağlamak anlamı vardır. Öfkeyi yutan insan, taşmak üzere olan kırbanın ağzını bağlayan insan gibidir. Âyetteki sıralama bize yükselen üç basamak gösterir:
- 1Öfkeyi yutmakkazm-ı gayzDili ve eli tutmak
- 2Affetmekafv ve safhHakkından vazgeçmek, yüze vurmamak
- 3İyilik etmekihsanKötülüğe iyilikle karşılık vermek
«Allah muhsinleri sever.»
Şûrâ sûresi de müminleri «öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar» olarak anar (42/37). Abdullah b. Mübârek’e «Güzel ahlâkı bize tek kelimeyle anlat» dendiğinde «Öfkeyi terk etmektir» cevabını vermiştir. (İbn Receb, Câmiu’l-ulûm ve’l-hikem, 16. hadisin şerhi) Peygamberimiz de Abdülkays heyetinin reisi Eşecc’e «Sende Allah’ın sevdiği iki haslet var: hilim ve teennî» buyurmuştur. (Müslim, Îmân, 25) Hilim öfkeye hâkim olan yumuşak huy, teennî ise acele etmeden düşünerek davranmaktır.
Gerçek güç ve kalpler arasındaki mesafe
أَنَّ رَجُلًا قَالَ لِلنَّبِيِّ ﷺ أَوْصِنِي، قَالَ: لَا تَغْضَبْ. فَرَدَّدَ مِرَارًا، قَالَ: لَا تَغْضَبْ
Bir adam Peygamberimize «Bana öğüt ver» dedi. Peygamberimiz «Öfkelenme!» buyurdu. Adam isteğini birkaç defa tekrarladı; Resûlullah her defasında «Öfkelenme!» buyurdu.
Buhârî, Edeb, 76 (6116)
Adam belki uzun bir nasihat bekliyordu; Resûlullah ise tek kelimeyle birçok kapıyı açan anahtarı verdi. Çünkü kötülüklerin birçoğu öfkenin açtığı kapıdan girer: kırıcı söz, hakaret, iftira, öfkeyle edilen yeminler ve boşanma sözleri, şiddet, yıllarca süren küslükler… Öfkeyi idare eden, bu kapıların çoğunu kapatmış olur.
لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ
Güçlü kişi güreşte rakibini yenen değildir; asıl güçlü, öfke anında kendine hâkim olandır.
Buhârî, Edeb, 76 (6114); Müslim, Birr, 107
Peygamberimiz, gücü yettiği hâlde öfkesini yutan kimseyi Allah’ın kıyamet günü herkesin önünde çağırıp ona dilediği hûriyi seçme imkânı vereceğini müjdelemiştir. (Ebû Dâvûd, Edeb, 3; Tirmizî, Birr, 74) Asıl pehlivanlık, öfke anında dilini ve elini tutabilmektir.
öfke arttıkça mesafe büyürsevgi arttıkça kalpler yakınlaşır
- Bağırmakkalpler uzak
- Konuşmakmesafe azalıyor
- Fısıldamakkalpler yakın
- Bakışmaksöze gerek kalmaz

VII. Öfke kabardığında: Nebevî reçete
Allah’a sığınmak, susmak, duruşu değiştirmek, abdest almak, kararı ertelemek.
Öfke, insanın sesini yükseltmeden önce kalbinin sesini kısar. Bu yüzden tartışma anında önce sözümüzü değil öfkemizi yönetmeliyiz. Peygamberimiz bunun yolunu da göstermiştir:
- Allah’a sığınmak
Birbirine öfkelenen iki kişiyi gören Resûlullah, «Bir söz biliyorum; onu söylese öfkesi gider: Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm» buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 109)
- Susmak
«Biriniz öfkelendiğinde sussun.» (İbn Hanbel, I, 239) Öfkeyle söylenmeyen söz, pişmanlık da doğurmaz.
- Duruşu değiştirmek
«Biriniz ayaktayken öfkelenirse otursun; öfkesi giderse ne âlâ, gitmezse uzansın.» (Ebû Dâvûd, Edeb, 4)
- Abdest almak
Öfkenin ateşini suyla söndürmeyi tavsiye eden rivayet de vardır; senedinde zayıflık bulunsa da âlimler bu tavsiyeyi faydalı bir tedbir olarak benimsemiştir. (Ebû Dâvûd, Edeb, 4) Abdest için kalkmak, insanı öfkeyi büyüten ortamdan da uzaklaştırır.
- Ara vermek ve kararı ertelemek
Öfkeyle karar verilmez, mesaj gönderilmez, yemin edilmez. Hilim ve teennî, kararı sakin bir saate bırakmayı öğretir.
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Eğer şeytandan sana bir kışkırtma gelirse hemen Allah’a sığın; çünkü O işitendir, bilendir.
Fussilet, 41/36
VIII. Gurbette öfke ve af: Evde, işte, sokakta, ekranda
Öfkeyi terbiye etmenin gündelik hâlleri: ev, iş yeri, sokak, ekran ve cemaat.
Kıymetli kardeşlerim! Şimdi bu terbiyeyi hayatımızın içine taşıyalım.

Evde
Öfkenin en çok yara açtığı yer evdir; çünkü en yakınımıza karşı kendimizi en az tutarız. Hz. Enes on yıl Resûlullah’a hizmet etmiş ve ondan bir kez bile «öf» sözünü işitmediğini söylemiştir. (Müslim, Fezâil, 51) Çocuğa bağırarak verilen terbiye korku öğretir; sakin ve kararlı söz ise güven öğretir. Eşler arasında bir anlık öfkeyle söylenen sözler ve yeminler, ömürlük pişmanlıklara yol açabilir.
وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ
Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi. Öyleyse onları affet, onlar için bağışlanma dile.
Âl-i İmrân, 3/159; âyetten bölüm

İş yerinde ve yolda
Vardiyada haksız bir söz, trafikte bir korna, kasada sabırsız bir müşteri… Gurbette her davranışımız aynı zamanda bir temsildir. Öfkeyle verilen bir cevap, yıllarca kurulan güveni bir anda yıkabilir. Hakkımızı arayacaksak sakinlikle ve meşru yollarla arayalım.
Kırıcı ve ırkçı söz karşısında
Rahmân’ın kulları, cahiller kendilerine laf attığında «selâm» deyip geçerler. (Furkân, 25/63) Bu, zulme göz yummak değil vakarı korumaktır. Ayrımcılığa uğrayan kardeşimiz öfkesini söze ve şiddete değil, meşru şikâyet ve hukuk yollarına yöneltsin.

Ekran başında
Sosyal medyada öfkeyle yazılan bir yorum sesten daha uzağa gider; silinse bile izini bırakır. Öfkeliyken yazmayalım; yazdıysak göndermeden önce bekleyelim. Bir haberi doğruluğunu araştırmadan paylaşmayalım. (Hucurât, 49/6)
Cemaat ve dernek içinde
Toplantıda bir fikir ayrılığı, hizmette bir kırgınlık… Camimizin huzurunu kişisel öfkemize kurban etmeyelim. Fikre itiraz edelim, kişiyi incitmeyelim.

Küslükte üç gün sınırı
Peygamberimiz, bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla küs durmasının helâl olmadığını; karşılaştıklarında yüz çeviren iki kişiden hayırlısının önce selâm veren olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Edeb, 62) Pazartesi ve perşembe günleri amellerin arz edildiğini, aralarında düşmanlık bulunan iki kişi için ise «Bu ikisi barışıncaya kadar bekleyin» denildiğini de haber vermiştir. (Müslim, Birr, 35)
- 1. günÖfke dinsinSözü ve kararı sakin bir saate bırak.
- 2. günKalp yumuşasınÖzrü ve helâlliği düşün; kırgınlığı büyütme.
- 3. günİlk selâmı verKapıyı çal, telefonu aç, barışı sen başlat.

IX. Kürsüden kalbe: Kinsiz bir gönül ve yedi söz
Kinsiz bir kalple sabahlamak ve evimizin görünür bir yerine asacağımız yedi söz.
Aziz cemaat! Bugün kime karşı kalbimizde bir düğüm var?
Şimdi bir an düşünelim. Belki yıllardır konuşmadığımız bir kardeşimiz, bir akrabamız, eski bir ortağımız var. Belki biri bize haksızlık etti; belki de biz birinin kalbini kırdık ve özür dilemeyi gururumuza yediremedik. Ömür, küslüklerin bekleyebileceği kadar uzun değildir. Nice insan barışmak için yola çıktığında karşısında bir mezar taşı bulmuştur.
يَا بُنَيَّ، إِنْ قَدَرْتَ أَنْ تُصْبِحَ وَتُمْسِيَ لَيْسَ فِي قَلْبِكَ غِشٌّ لِأَحَدٍ فَافْعَلْ
وَذَلِكَ مِنْ سُنَّتِي، وَمَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي
Yavrucuğum! Kalbinde hiç kimseye karşı kin ve kötü niyet taşımadan sabahlayıp akşamlayabilirsen bunu yap. Bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur.
Tirmizî, İlim, 16 (2678); Tirmizî «hasen-garîb» demiştir; rivayetten bölüm
- Öfkelendiğimde susacağım. Sözümü öfkem dinene kadar erteleyecek, kırıcı kelimeyi dilimden çıkarmayacağım.
- Allah’a sığınacağım. «Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm» diyerek öfkemi Rabbime havale edeceğim.
- Yerimi ve hâlimi değiştireceğim. Ayaktaysam oturacak, gerekirse ortamdan çıkıp abdest alacak, kendime zaman tanıyacağım.
- Kararı sakin bir saate bırakacağım. Öfkeyle yemin etmeyecek, ayrılık sözü söylemeyecek, mesaj göndermeyecek, karar vermeyeceğim.
- Evimde sesimi yükseltmeyeceğim. Eşime ve çocuğuma bağırmayacak, el kaldırmayacak, onları aşağılamayacağım.
- Üç günden fazla küs kalmayacağım. Kırgın olduğum kişiye ilk selâmı ben vereceğim; özür dilemekten ve özrü kabul etmekten kaçınmayacağım.
- Her gece kalbimi temizleyeceğim. Kimseye kin tutmadan uyumaya niyet edecek, beni incitenlerin hidayeti için de dua edeceğim.
وَمَا زَادَ اللَّهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلَّا عِزًّا
Allah, affeden bir kulunun ancak izzetini ve şerefini artırır.
Müslim, Birr, 69 (2588); rivayetten bölüm
Öfke kalpler arasına mesafe koyar; af o mesafeyi kapatır. Bu Cuma’dan çıkarken zihnimizde bir isim olsun: Arayacağımız, selâm vereceğimiz, helâllik dileyeceğimiz insanın adı. Şimdi bu niyetle Rabbimize yönelelim.

Gurbette kürsü hatimi ve cemaat niyazı
Kalplerimizden kini gidermesi için Rabbimize yöneliyoruz.
Kıymetli kardeşlerim! Gönüllerimizi Rabbimize açalım.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabına salât ve selâm olsun.
Hamd: Fâtiha, 1/2. İstiâze ve salavat: serbest dua lafzı
رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.
Haşr, 59/10; âyetteki dua
Allah’ım! Sen Afüv’sün, affetmeyi seversin; bizi affet. Öfkemizin bizi yönetmesine izin verme. Dilimizi kırıcı sözden, elimizi zulümden koru. Bize öfke anında susmayı, kızgınlıkta adaleti, güçlüyken affetmeyi nasip eyle.
Rabbimiz! Evlerimizi sükûnetle, sofralarımızı muhabbetle doldur. Küs olanları barıştır; kırgın gönülleri birbirine yaklaştır. Haksızlığa uğrayanların yardımcısı, şiddet görenlerin koruyucusu ol; bize de mazlumun yanında durmayı nasip eyle.
Allah’ım! Gurbette bizi güzel ahlâkın temsilcileri eyle; komşularımıza ve yaşadığımız beldenin insanlarına güven veren kullarından eyle. Bize kötülük edenlere hidayet, bizim incittiklerimize de gönül hoşluğu ver.
Va‘fu annâ vağfir lenâ verhamnâ, ente mevlânâ: Rabbimiz! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et; sen bizim Mevlâmızsın (Bakara, 2/286). Bize dünyada da âhirette de iyilik ver; bizi ateşin azabından koru. Bizi Resûl-i Ekrem’in güzel ahlâkıyla ahlâklanan, affeden ve affedilen kullarından eyle. Âmin. Velhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. El-Fâtiha.
Âyet, hadis ve diğer kaynaklar
Mealler anlam esaslıdır; kısaltılan âyet ve hadisler metinde belirtilmiştir. Âyet lafızları Tanzil metninden alınmış, hadis lafızları Tecrîd-i Sarîh ve Hadislerle İslâm ile karşılaştırılmıştır.
- Âyetler: Fâtiha 1/2; Tâhâ 20/25–28; Meâric 70/19–35; Teğâbün 64/14; Bakara 2/237; Şûrâ 42/40; Nisâ 4/43; Şûrâ 42/30; Fâtır 35/45; Nûr 24/22; Yûsuf 12/92; Âl-i İmrân 3/103; A’râf 7/199; Fussilet 41/34–36; Şûrâ 42/37–43; Âl-i İmrân 3/134; Âl-i İmrân 3/159; Furkân 25/63; Hucurât 49/6; Haşr 59/10; Bakara 2/286; Bakara 2/201.
- Hadisler: Tirmizî, Birr 69 (2016); Buhârî, Hudûd 42 (6853); Buhârî, Tevhîd 22 (7422); Tirmizî, Deavât 84 (3513); Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ IX, 195; Buhârî, Bed’ü’l-halk 7 (3231); Buhârî, Enbiyâ 54 (3477); Buhârî, Meğâzî 32; İbn Hanbel III, 389; Buhârî, Meğâzî 24 (4072); Müslim, Fezâil 79; Buhârî, Mezâlim 10; Buhârî, Edeb 76 (6114, 6116); Müslim, Birr 107 ve 109; İbn Hanbel I, 239; Ebû Dâvûd, Edeb 3–4; Tirmizî, Birr 74; Müslim, Îmân 25; Müslim, Fezâil 51; Buhârî, Edeb 62; Müslim, Birr 35; Tirmizî, İlim 16 (2678); Müslim, Birr 69 (2588).
- Ansiklopedi ve tefsir: TDV İslâm Ansiklopedisi, «Af» ve «Dü’sûr b. Hâris»; Kur’an Yolu (A’râf 199, Âl-i İmrân 134, Fussilet 34, Nûr 22); Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, «safh»; İbn Receb, Câmiu’l-ulûm ve’l-hikem, 16. hadis.
- Görseller: Sahne resimleri yapay zekâ ile üretilmiş temsilî illüstrasyonlardır; tarihî mekân resimlerinde kişi tasviri yoktur. «İnsan neden bağırır?» hikâyesi ve «Kasadaki sabır» sahnesi de temsilîdir.