İçeriğe atla
Ulu Camii
← Tüm vaazlar

Vaaz

Kâmil Müminin Özellikleri: İmanın Kökü Kalpte, Meyvesi Hayatta

İmanın kökü kalpte, meyvesi hayattadır. Namazda huşû, dilin ve gözün emanet bilinci, gıybetten uzak durmak, güzel ahlâk, öfkeyi yenmek, sabır ve şükür, ahde vefa ve gurbette yedi söz.

İman17 dk okuma3.080 kelime13 görüntülenme

Sonbahar sabahında Ardenler’de yeşil bir tepede duran, kökleri toprağa sağlam tutunmuş, dalları cevizlerle ve altın yapraklarla dolu yaşlı bir ceviz ağacı; aşağıda sisli vadide kırmızı tuğlalı evler ve minareli küçük bir cami.

İmanın kökü kalpte, meyvesi hayattadır.

Görseller, günümüz Avrupa’sında yaşayan bir cemaatin hayatından temsilî sahnelerdir.

Dört ana fikir

  1. İmanın kökü kalpte, meyvesi hayattadır.Kâmil mümin camide de çarşıda da aynı insandır.
  2. Namaz secdede bitmez.Huşûyla kılınan namaz söze, davranışa ve istikamete taşınır.
  3. Dil, göz ve gönül emanettir.Ya hayır söyle ya sus; gıybetten ve kötü zandan uzak dur.
  4. İmanın kemâli güzel ahlâkla ölçülür.Güven veren, öfkesini yenen, sabreden ve sözünde duran mümin.

İftitah: İman bir ağaçtır

DuaHamd, salavat ve iftitah duası

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي ۝ وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي ۝ وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي ۝ يَفْقَهُوا قَوْلِي

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabına salât ve selâm olsun. Rabbim! Gönlüme ferahlık ver, işimi bana kolaylaştır, dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.

Hamd: Fâtiha, 1/2. Salavat: serbest dua lafzı. Dua: Tâhâ, 20/25–⁠28

Aziz cemaat! İmanını gurbette bir emanet gibi koruyan, evladına ve komşusuna güzel örnek olmaya çalışan kıymetli kardeşlerim!

Komşumuz, iş arkadaşımız ya da çocuğumuzun öğretmeni bize «İmanın şartları kaçtır?» diye sormaz. Ama her gün bakar: Sözümüzü tutuyor muyuz, işimizi düzgün yapıyor muyuz, öfkelendiğimizde nasıl konuşuyoruz? Avrupalı komşumuz Kur’an’ı açıp okumadan önce bizim hayatımızı okur. Rabbimiz imanı ve güzel sözü kökü sağlam bir ağaca benzetir:

Âyet-i KerîmeKökü sağlam, dalları gökte bir ağaç

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ ۝ تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا

Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir.

İbrâhîm, 14/24–⁠25; âyetlerden bölüm

Ağacın kökü toprağın altında görünmez; ama meyvesi herkesin gözü önündedir. İmanın kökü de kalptedir; onu yalnız Allah bilir. Meyvesi ise namazımızda, sözümüzde, ticaretimizde, ailemizde ve komşuluğumuzda görünür. Bugün Kur’an’ın ve Peygamberimizin tarif ettiği kâmil müminin, yani imanı olgunlaşıp meyveye durmuş müminin özelliklerini konuşacağız. İmanın kökü kalpte, meyvesi hayattadır.

İmanın üç katı: Kök, gövde, meyveKök görünmez; meyve herkesin gözü önündedir.
  1. Hayatta görünür

    Meyve

    Namazımızda, sözümüzde, ticaretimizde, ailemizde ve komşuluğumuzda.

  2. Amelle güçlenir

    Gövde

    Amel imanı besler, güçlendirir ve olgunlaştırır.

  3. Kalpte durur

    Kök

    Kalbin tasdiki; onu yalnız Allah bilir.

Yaşlı ceviz ağacının toprağa tutunan kalın kökleri ve gövdesi; solda sisli bir vadide kırmızı tuğlalı evler, kubbeli küçük bir cami ve ince bir minare.
Temsilî sahne: Toprağa tutunan kökler

I. İmanın aslı ve kemâli

Kök kalptedir, meyve amelde ve ahlâkta görünür: İman aslıyla kurtarır, kemâliyle yükseltir.

Âyet-i KerîmeMüminin iman ettikleri

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Allah’ın elçisi ve müminler, Rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. «O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız» ve «İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz Rabbimiz, gidiş sanadır» dediler.

Bakara, 2/285

Kardeşlerim! İman, Peygamberimizin Allah’tan getirdiği ve kesin olarak bilinen hükümleri kalp ile tasdik etmek, onun haber verdiklerini tereddütsüz kabul etmektir. Bu kabulü dil ile ikrar eden kişiye mümin denir. İnkâr edene kâfir, dili ile «inandım» deyip kalbi ile inanmayana münafık denir.

Ehl-i sünnet âlimleri imanın aslı ile kemâlini birbirinden ayırır: Salih amel imanın aslına dâhil değildir; bu yüzden günah işleyen mümin imandan çıkmaz. Ama amel imanı besler, güçlendirir ve olgunlaştırır. Kökü olan ama meyve vermeyen ağaç kurumuş değildir; fakat bahçıvanının emeğini beklemektedir. İman aslıyla kurtarır, kemâliyle yükseltir.

İmanın aslı ve kemâliEhl-i sünnet âlimleri ikisini birbirinden ayırır.

Aslı: Kök

  • Kalp ile tasdik, dil ile ikrar
  • Günah işleyen mümin imandan çıkmaz
  • İman aslıyla kurtarır

Kemâli: Meyve

  • Amel imanı besler, güçlendirir ve olgunlaştırır
  • İman kemâliyle yükseltir
  • Hayatta görünür

Meyve vermeyen ağaç kurumuş değildir; bahçıvanının emeğini bekler.

Hadîs-i Şerîfİmanın şubeleri

الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ

İman yetmiş küsur ya da altmış küsur şubedir. En üstünü «Lâ ilâhe illallah» sözü, en aşağısı ise yoldan eziyet veren bir şeyi kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.

Müslim, Îmân, 58 (35)

İmanın en yüksek şubesi tevhid, en alt şubesi ise yoldaki bir engeli kaldırmaktır. Demek ki iman, kalpteki kelime-i tevhidden kaldırımdaki bir taşa kadar uzanan geniş bir hayattır. Peygamberimiz bir başka hadiste imanın kemâlini kardeşliğe bağlar: «Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (tam anlamıyla) iman etmiş olmaz.» (Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71) Âlimler buradaki «iman etmiş olmaz» sözünü imanın aslının değil, kemâlinin nefyi olarak anlamışlardır. (Nevevî, Şerhu Müslim, II, 16)

İmanın şubeleriKalpteki kelime-i tevhidden kaldırımdaki bir taşa kadar uzanan geniş bir hayat.
  1. En üstüLâ ilâhe illallahKalpte ve dilde tevhid
  2. AradaYetmiş küsur şubeHayâ da imandan bir şubedir
  3. En aşağısıYoldan eziyet veren şeyi kaldırmakKaldırımdaki bir taşı kenara almak da imanın bir şubesidir

Kur’an da Allah anıldığında yürekleri titreyen, namazı kılan ve rızıklarından infak edenler için «Gerçek müminler işte onlardır» buyurur. (Enfâl, 8/2–⁠4) Şimdi bu gerçek müminin özelliklerini sırasıyla açalım.

Sade ve aydınlık bir caminin namaz salonunda kırmızı halının üzerinde çorapla duran orta yaşlı bir adam, arkadan görünüyor; elleri göğsünün altında kavuşturulmuş, başı hafifçe eğik namaz kılıyor; ileride yazısız bir mihrap ve ahşap bir minber var.
Temsilî sahne: Huşû ile namaz

II. Kâmil mümin namazında huşû sahibidir

Mü’minûn sûresi namazla başlar ve namazla biter; diğer bütün vasıflar namazın etrafında yerini bulur.

Âyet-i KerîmeKurtuluşa eren müminler

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ ۝ الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ

Müminler kesinlikle kurtuluşa ermiştir; ki onlar, namazlarında derin bir saygı hali yaşarlar.

Mü’minûn, 23/1–⁠2

Mü’minûn sûresi kurtuluşa eren müminleri anlatmaya namazla başlar ve yine namazla bitirir. Arada boş sözden yüz çevirmeyi, zekâtı, iffeti, emanete ve ahde riayeti sayar. (Mü’minûn, 23/1–⁠11) Kâmil müminin vasıfları âdeta bir çerçeve gibi namazla kuşatılmıştır:

Mü’minûn 1–⁠11: Namazla başlayıp namazla biten bir hayatKâmil müminin vasıfları, bir çerçeve gibi namazla kuşatılmıştır.

1Namazlarında huşû içindedirlerâyet 2

  1. 2âyet 3Boş sözden yüz çevirirler
  2. 3âyet 4Zekâtı verirler
  3. 4âyet 5–⁠7İffetlerini korurlar
  4. 5âyet 8Emanete ve ahde riayet ederler

6Namazlarını korurlarâyet 9

Müjde: Onlar Firdevs cennetine vâris olacaklardır (âyet 10–⁠11)

Huşû, Allah’ın huzurunda durduğunu bilen kalbin saygıyla eğilmesi, bedenin de bu saygıyla sükûnet bulmasıdır. Namazda kul Rabbine en çok secdede yaklaşır; ama yalnız kılmak yetmez, asıl mesele namazda huşûyu yakalayabilmektir. Aklımız alışverişte, gözümüz saatte, kalbimiz dünyada iken kılınan namaz, borcu düşürse de kalbi diriltmekte zorlanır.

Huşûnun yolu bellidir: Vaktinde ve acele etmeden kılmak, okuduğumuzun anlamını öğrenmek, secdede bir an daha durmak, namazdan önce telefonu susturmak ve «Belki bu son namazım» diyerek tekbir almak. Huşû bir anda kazanılmaz; her namazda biraz daha büyür.

Hadîs-i ŞerîfAllah kalplere ve amellere bakar

إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ

Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.

Müslim, Birr, 34 (2564)

Gurbette namaz, bazen bir mesai arasına, bir okul teneffüsüne ya da yolculukta bir park yerine sığdırılır. İş yerinde vakti gözetmek için amirle nazikçe konuşmak, mescit bulunmayan yerde temiz bir köşede seccadeyi sermek, cemaatle kılabildiğimiz her namazı ganimet bilmek, kâmil müminin gayretidir. Namaz hayatımızın merkezinde durursa, diğer bütün vasıflar onun etrafında yerini bulur.

Sonbahar tarlaları arasında, iki yanı sarı yapraklı kavaklarla çevrili ıslak ve dümdüz bir yolda doğan güneşe doğru sakin adımlarla yürüyen koyu paltolu bir adam; ufukta sisli bir kasaba.
Temsilî sahne: Dosdoğru yol

Namaz hayata taşınınca: Dosdoğru olmak

Âyet-i KerîmeNamazın kazandırdığı ahlâk

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ

Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder.

Ankebût, 29/45; âyetten bölüm

Huşû ile kılınan namaz secdede bitmez; insanın hayatına taşınır. Başımızı secdeye koyduğumuz gibi elimiz de secde edecek, harama uzanmayacak; ayağımız da secde edecek, kötülüğe yürümeyecek. Dilimizin Allah’ı zikretmesi yetmez; o dil yalan söylemeyecek, gıybet etmeyecek, insanları birbirine düşürmeyecek. Namaz kılıp da insanlara zulmediyorsak, namazın bize kazandırması gerekeni henüz kazanamamışız demektir.

Âyet-i KerîmeBuyurulduğu gibi dosdoğru ol

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir.

Hûd, 11/112

Sahâbeden Süfyân b. Abdullah (r.a.), «Ey Allah’ın Resûlü! Bana İslâm hakkında öyle bir söz söyle ki onu senden sonra kimseye sormayayım» dedi. Peygamberimiz şöyle buyurdu: «Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol.» (Müslim, Îmân, 62) İstikamet, inanç, söz ve davranışın birbirini tutmasıdır. Kâmil müminin hayatında ikiyüzlülük yoktur: Camide başka, iş yerinde başka; insanların yanında başka, yalnızken başka değildir.

İstikamet: İnanç, söz ve davranış birbirini tutarKâmil müminin hayatında ikiyüzlülük yoktur.
  1. İnançKalpte tasdik
  2. SözDoğru ve güzel
  3. DavranışHer yerde aynı

Camide de çarşıda da aynı insan.

Kimsenin görmediği yerde «Allah görüyor» diyebilmek, istikametin özüdür. Allah bizi camide gördüğü gibi evimizde, işimizde, çarşıda, pazarda ve ekran başında da görür.

Akşam bir oturma odasında, yuvarlak ahşap masanın üzerinde bir el, cep telefonunu ekranı aşağı gelecek biçimde ters çeviriyor; yanında ince belli bardakta çay, tesbih ve kapalı yeşil bir kitap var; arkada kanepede baba, anne ve çocuk gülerek sohbet ediyor.
Temsilî sahne: Ekranı ters çevirmek

III. Kâmil mümin diline ve gözüne sahiptir

Kulak, göz ve gönül emanettir; ya hayır söyle ya sus.

Âyet-i KerîmeKulak, göz ve gönül sorumludur

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا

Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.

İsrâ, 17/36

Kardeşlerim! Allah’ın bize verdiği her organ bir emanettir ve her emanetin hesabı vardır. Kâmil mümin, küçük bir et parçası olan dilin insanı dünyada da âhirette de felâkete sürükleyebileceğini bilir. Peygamberimiz, Muâz b. Cebel’e (r.a.) dilini tutarak «Şunu tut!» buyurmuş; «İnsanları yüzüstü ateşe sürükleyen, dillerinin biçtiklerinden başka bir şey midir?» diye sormuştur. (Tirmizî, Îmân, 8)

Hesabı sorulacak emanetlerİsrâ, 17/36: Kulak, göz ve gönül sorumludur; dil de onlara eşlik eder.
  1. KulakDuyduğunu doğrula, söylentiye kulak verme.
  2. GözHarama bakma, gerektiğinde ekranı ters çevir.
  3. GönülKötü zandan sakın, kine ve hasede yer verme.
  4. DilHayır söyle ya da sus; gıybete ve yalana yer yok.
Hadîs-i ŞerîfYa hayır söyle ya sus

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ

Allah’a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.

Buhârî, Rikâk, 23 (6475); Müslim, Îmân, 74 (47); rivayetten bölüm

Kâmil mümin gözüne de sahip çıkar. Rabbimiz mümin erkeklere ve mümin kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını emreder. (Nûr, 24/30–⁠31) Bugün göz yalnız sokakta değil, avucumuzdaki ekranda da imtihan olur. Bir tıkla önümüze gelen görüntüden gözümüzü çevirmek elimizdedir; bilerek bakmaya devam ettiğimiz her görüntü ve doğruluğunu bilmeden paylaştığımız her haber ise gözümüzün ve kalbimizin hesabına yazılır. Ekranı ters çevirebilmek de bir iman meselesidir.

Gurbette bunun bir de dil boyutu vardır: Bildiğimiz dillerin sayısı arttıkça sorumluluğumuz da artar. Türkçe, Fransızca, Felemenkçe veya Almanca; hangi dilde konuşursak konuşalım, Rabbimizin istediği aynıdır: doğru, güzel ve yerinde söz.

Yağmurlu bir öğleden sonra bir cami derneğinin çay ocağında ince belli bardaklarla çay içen dört erkek; kısa beyaz sakallı yaşlı bir adam gülümseyerek açık avucunu kaldırıp sohbetin yönünü nazikçe değiştiriyor, diğerleri dinliyor; arkada semaver ve duvarda bir manzara resmi var.
Temsilî sahne: Sohbetin yönünü değiştirmek

IV. Kâmil mümin gıybet ve dedikodudan uzaktır

Kötü zan, kusur araştırmak ve gıybet: Bir zincirin üç halkası.

Âyet-i KerîmeÖlü kardeşinin eti

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.

Hucurât, 49/12

Âyet üç kötülüğü bir zincir gibi sıralar: Kötü zanla başlayan, kusur araştırmakla büyüyen ve kardeşinin arkasından konuşmakla biten bir zincir. Rabbimiz gıybeti ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetir; çünkü gıybet edilen kişi orada değildir, kendini savunamaz.

Gıybetin zinciriHucurât, 49/12: Üç kötülük birbirine bağlanır.
  1. 1Kötü zanZannın çoğundan sakının.
  2. 2Kusur araştırmakGizlilikleri araştırmayın.
  3. 3GıybetBirbirinizin gıybetini yapmayın.

Rabbimiz gıybeti ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetir.

Hadîs-i ŞerîfGıybet nedir?

أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ؟ قَالُوا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ

«Gıybet nedir, bilir misiniz?» Ashap «Allah ve Resûlü daha iyi bilir» dedi. Peygamberimiz «Kardeşini, hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır» buyurdu. «Söylediğim şey kardeşimde varsa?» diye sorulunca da «Varsa gıybet etmiş olursun; yoksa ona iftira etmiş olursun» buyurdu.

Müslim, Birr, 70 (2589); rivayetten bölüm

Peygamberimiz gerçek müflisi şöyle tarif etmiştir: Kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir; ama birine sövmüş, birine iftira atmış, birinin malını yemiştir. Sevapları hak sahiplerine dağıtılır; sevapları bitince onların günahları ona yüklenir (Müslim, Birr, 59). Gıybet, emekle biriktirdiğimiz âhiret sermayesini başkasının hesabına aktarır.

Yağmurlu bir akşam küçük bir dairede yuvarlak sofrada akşam yemeği: kolları sıvalı baba kepçeyle çorba servis ediyor; başörtülü anne, genç kızı ve oğlu gülümseyerek sofrada oturuyor, herkes çoraplı, sandalyede bir mutfak önlüğü asılı.
Temsilî sahne: Ailesine en hayırlı olan

V. Hadislerin aynasında: Güzel ahlâk

İmanın olgunluğu ahlâkın güzelliğiyle ölçülür; ilk imtihan evimizin kapısındadır.

Aziz kardeşlerim! Peygamberimiz imanın olgunluğunu ölçen bir terazi bırakmıştır.

Hadîs-i Şerîfİmanca en olgun olanlar

أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا، وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ خُلُقًا

Müminlerin iman bakımından en olgun olanı, ahlâkı en güzel olanıdır. Sizin en hayırlılarınız da hanımlarına karşı ahlâkı en güzel olanlarınızdır.

Tirmizî, Radâ‘, 11 (1162)

Bu hadiste iman ile ahlâk aynı cümlede buluşur: İmanın kemâli, ahlâkın güzelliğiyle ölçülür. Hadisin ikinci cümlesi ise bu terazinin ilk kurulduğu yeri gösterir: ev. Dışarıda güler yüzlü, kibar ve yardımsever olup evinde eşine ve çocuklarına sert davranan bir insanın ahlâkı henüz kemâle ermemiştir. Ahlâkın ilk imtihanı, kapıdan içeri girdiğimiz andadır.

Peygamberimiz gönderiliş gayesini de şöyle özetler: «Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.» (İbn Hanbel, II, 381) Rabbimiz de ona hitap ederek şöyle buyurur:

Âyet-i KerîmeÜstün bir ahlâk

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin.

Kalem, 68/4

Hz. Âişe validemize Peygamberimizin ahlâkı sorulduğunda «Onun ahlâkı Kur’an’dı» cevabını vermiştir. (Müslim, Müsâfirîn, 139) Kur’an’ın emrettiği her güzelliği yaşayan, yasakladığı her çirkinlikten uzak duran bir hayat… Kâmil mümin, o hayatı kendine örnek alır. Rabbimiz bize bu örneği şöyle gösterir: «İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.» (Ahzâb, 33/21)

Güzel ahlâk, güler yüzle selâm vermek, kırıcı sözü yutmak, yaşlıya hürmet, küçüğe şefkat, hizmet edene teşekkür etmektir. Bunlar küçük görünür; ama Peygamberimiz, kıyamet günü müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmadığını haber vermiştir (Tirmizî, Birr, 62).

Küçük görünen, mizanda ağır gelen davranışlarKıyamet günü mizanda en ağır gelecek amellerden biri güzel ahlâktır.
  • Güler yüzle selâm vermek
  • Kırıcı sözü yutmak
  • Yaşlıya hürmet
  • Küçüğe şefkat
  • Hizmet edene teşekkür etmek
Sonbaharda tuğla bir sıra evin kapısında uzun paltolu, başörtülü bir kadın, açık kapıdaki yaşlı komşusuna cam kapaklı bir tabakta ev yapımı hamur işleri ikram ediyor; yaşlı adam minnetle gülümsüyor, kaldırımda sonbahar yaprakları var.
Temsilî sahne: Komşusu ondan emin olan

Elinden ve dilinden emin olunan

Hadîs-i ŞerîfMüslüman ve mümin kimdir?

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى دِمَائِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ

Müslüman, insanların dilinden ve elinden selâmette olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin oldukları kimsedir.

Nesâî, Îmân, 8 (4998); benzer lafızla Tirmizî, Îmân, 12 (2627)

Kardeşlerim! «Mümin» kelimesi «güven» kökünden gelir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de el-Mü’min’dir; kullarına güven veren demektir. O hâlde mümin, güvenen ve güven veren insandır. Kâmil müminin elinden ve dilinden korkulmaz. Hilesi yoktur, ticareti düzgündür, emanete ihanet etmez. Cami safında güven verdiği gibi caminin dışında da güven verir.

Peygamberimiz bu güveni komşuluk üzerinden de anlatmıştır. Üç defa «Vallahi iman etmiş olmaz!» buyurdu. «Kim, ey Allah’ın Resûlü?» diye sorulunca şöyle dedi: «Komşusu, kötülüklerinden emin olmayan kimse.» (Buhârî, Edeb, 29)

Gurbette her Müslüman, istese de istemese de İslâm’ın bir temsilcisidir. Bir kişinin yalanı bütün cemaate, bir esnafın hilesi bütün Müslümanlara mal edilebilir. Aynı şekilde bir işçinin dürüstlüğü, bir öğrencinin edebi, bir komşunun güler yüzü de binlerce kelimelik anlatıdan daha çok şey söyler. Bizden emin olan bir komşu, İslâm’a açılmış bir penceredir.

Cuma namazından sonra bir caminin giriş holünde aralarında kırgınlık olan iki erkek içtenlikle kucaklaşıyor; ikisi de çorapla halının kenarında duruyor, ayakkabılar ahşap rafta; arkada diğer cemaat ayakkabılarını giyip gülümsüyor.
Temsilî sahne: Öfkeyi yenip barışmak

VI. Öfkesine hâkim, affetmeyi bilen mümin

Öfkeyi yenmek, affetmek ve ilk selâmı veren olmaktan çekinmemek.

Âyet-i KerîmeÖfkesini yenen, insanları affeden

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.

Âl-i İmrân, 3/134

Öfke, Allah’ın insana verdiği fıtrî bir duygudur; kusur onun varlığında değil, dizginleri ele geçirmesindedir. Öfke bir anlıktır, ama neticesi bazen telafisi imkânsız bir pişmanlığa dönüşür. Bir anlık öfkeyle nice yuvaların yıkıldığını, nice dostlukların bittiğini biliyoruz. Peygamberimiz «Güçlü kişi güreşte rakibini yenen değildir; asıl güçlü, öfke anında kendine hâkim olandır» buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107) Öfke kabardığında Allah’a sığınmayı, susmayı, ayaktaysak oturmayı tavsiye etmiştir (Buhârî, Edeb, 76; İbn Hanbel, I, 239; Ebû Dâvûd, Edeb, 3); öfkeyi abdestle söndürmeyi öğütleyen, senedi zayıf bir rivayet de nakledilmiştir.

Öfkesini yenen mümin bir adım daha atar ve affeder. Rabbimiz, kötülüğe denk karşılık vermenin adalet, affedip arayı düzeltmenin ise mükâfatını kendisinin vereceği bir fazilet olduğunu bildirir. (Şûrâ, 42/40)

Öfkeden iyiliğe üç basamakÂl-i İmrân, 3/134
  1. 1Öfkeyi yenmekkazm-ı gayzÖfke anında dili ve eli tutmak
  2. 2AffetmekafvKini bırakmak, arayı düzeltmek
  3. 3İyilik etmekihsanİşini güzel yapanlardan olmak

Allah işini güzel yapanları sever.

Hadîs-i ŞerîfAf izzeti artırır

مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ، وَمَا زَادَ اللَّهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلَّا عِزًّا، وَمَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ لِلَّهِ إِلَّا رَفَعَهُ اللَّهُ

Sadaka maldan bir şey eksiltmez. Allah, affeden kulunun ancak izzetini artırır. Allah için alçak gönüllü olanı da Allah yüceltir.

Müslim, Birr, 69 (2588)

Hz. Ebû Bekir (r.a.), kızı Hz. Âişe’ye atılan iftiraya katılan akrabası Mistah’a artık yardım etmeyeceğine yemin etmişti. Bunun üzerine «Bağışlasınlar, hoş görsünler; Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz?» (Nûr, 24/22) âyeti indi. Hz. Ebû Bekir hemen «Evet, vallahi ben Allah’ın beni bağışlamasını isterim» dedi ve Mistah’a yardımı yeniden başlattı. (Buhârî, Tefsîr, Nûr, 6) Peygamberimiz de Mekke’nin fethinde yıllarca kendisine eziyet edenleri affederek bu ahlâkın en yüce örneğini göstermiştir.

Kâmil mümin kardeşine üç günden fazla küs durmaz; çünkü Peygamberimiz bunun helâl olmadığını, küs duran iki kişiden hayırlısının önce selâm veren olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Edeb, 62; Müslim, Birr, 25) Affedilmek isteyen affeder; kâmil mümin ilk selâmı veren olmaktan çekinmez.

Gece sonunda derin bir pencere pervazında yanan pirinç bir gaz lambası; ıslak camın ardında çatıların üzerinde şafağın ilk soluk mavi ışığı görünüyor; yanında katlanmış bir seccade ve bir tesbih duruyor.
Temsilî sahne: Sabır ışıktır

VII. Sabır ve şükür: Müminin iki kanadı

Darlıkta sabır, bollukta şükür: İki kanatla uçan kuş yolunu şaşırmaz.

Hadîs-i ŞerîfNamaz nur, sadaka burhan, sabır ziyâdır

وَالصَّلَاةُ نُورٌ، وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ

Namaz nurdur, sadaka (imana) delildir, sabır ise parlak bir ışıktır.

Müslim, Tahâret, 1 (223); rivayetten bölüm

Hadiste sabır için kullanılan ziyâ kelimesi, güneşin ışığı gibi hem aydınlatan hem ısıtan bir ışığı anlatır. Sabır, karanlık bir gecede yanan kandil gibidir: Sıkıntıyı bir anda yok etmez; ama yolumuzu görmemizi sağlar. Kâmil mümin başına bir musibet geldiğinde isyan etmez, her önüne gelene dert yanmaz. Yaşadığı her sıkıntının bu dünyada bir imtihan olduğunu bilir ve Rabbimizin «Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır» (Bakara, 2/153) müjdesine tutunur.

Sabır yalnız musibete katlanmak değildir. Harama karşı direnmek, ibadete devam etmek ve doğrulukta sebat etmek de sabırdır. Asr sûresi, hüsrandan kurtulanların iman edip sâlih amel işleyen, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler olduğunu haber verir. (Asr, 103/1–⁠3) Bir Müslümana yapılabilecek en güzel iyiliklerden biri, zor gününde ona sabrı hatırlatmaktır.

Hadîs-i ŞerîfMüminin hâli ne hoştur

عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ، إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ

Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu yalnız mümine mahsustur. Başına sevindirici bir şey gelirse şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelirse sabreder; bu da onun için hayır olur.

Müslim, Zühd, 64 (2999)

Belçika’da sakin bir hastane odasında yatağında tesbih tutan gülümseyen yaşlı bir adam; yanında yetişkin oğlu elini tutuyor, başörtülü torunu pencere kenarındaki vazoya çiçek yerleştiriyor.
Temsilî sahne: Sıkıntıda sabır, nimette şükür

Gurbet hayatı sabrı da şükrü de sık sık imtihan eder: bir hastalık, iş kaybı, evlattan gelen bir dert, memleketteki anne babanın uzaklığı… Aynı gurbet bize nimetler de verir: helâl rızık, çocuklarımızın eğitimi, camimizin cemaati. Kâmil mümin darlıkta sabrı, bollukta şükrü kuşanır; iki kanadıyla uçan kuş gibi yolunu şaşırmaz.

Müminin iki kanadıMüminin her hâli kendisi için hayırlıdır.

Darlıkta

Sabır

Musibette isyan etmemek, harama karşı direnmek, ibadete ve doğruluğa sebat etmek.

Bollukta

Şükür

Helâl rızka, çocuklarımızın eğitimine ve camimizin cemaatine şükretmek.

İki kanadıyla uçan kuş yolunu şaşırmaz.

Bir cami derneğinin bodrum salonunda farklı yaşlardan gönüllüler uzun masalarda gıda kolisi hazırlıyor: koli taşıyan genç bir erkek, torbalara pirinç dolduran başörtülü bir kadın, listeyi kontrol eden yaşlı bir adam ve gülümseyen diğer gönüllüler.
Temsilî sahne: Gizli ve açık infak

VIII. İnfak ve ahde vefa: Emanete sadık mümin

Rızkı paylaşmak, verilen sözün ve imzanın arkasında durmak.

Âyet-i KerîmeAsla zararla sonuçlanmayacak ticaret

إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ

Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için gizli açık harcayanlar, asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret umabilirler.

Fâtır, 35/29

İnfak, Allah’ın verdiği nimetlerden bir kısmını O’nun rızası için ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktır. Kur’an infakı imanın hemen yanında anar; çünkü malını paylaşabilen insan, kalbinin dünyaya bağlanmadığını göstermiş olur. Gizli infak riyadan korur, açık infak ise başkalarına örnek olur. Cami derneklerimizin yardım kolileri, öğrenci bursları, cenaze fonları ve depremzedelere uzanan eller, bu ticaretin gurbetteki şubeleridir.

Gizli ve açık infakFâtır, 35/29: Rızıklarından gizli açık harcayanlar.

Gizli infak

  • Riyadan korur
  • Kalbin dünyaya bağlanmadığını gösterir

Açık infak

  • Başkalarına örnek olur
  • Yardım kolileri, öğrenci bursları, cenaze fonları

Asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret.

Hadîs-i ŞerîfEmanet ve ahd

لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ، وَلَا دِينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ

Emanete riayet etmeyenin (kâmil) imanı, ahde vefa göstermeyenin (kâmil) dini yoktur.

İbn Hanbel, III, 134

Enes b. Mâlik (r.a.), Peygamberimizin bize hitap ettiği hemen her konuşmada bu sözü söylediğini nakleder. Ahde vefa, verilen söze ve yapılan anlaşmaya sadakatle bağlı kalmaktır. Rabbimiz «Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin» (Mâide, 5/1) ve «Ahde vefa gösterin; çünkü ahid sorumluluk doğurur» (İsrâ, 17/34) buyurur. Peygamberimiz ise konuşunca yalan söylemeyi, söz verince sözünden dönmeyi ve emanete hıyanet etmeyi münafığın alâmetleri arasında saymıştır. (Buhârî, Îmân, 24; Müslim, Îmân, 107)

Gurbette ahde vefa çok geniş bir alandır: iş sözleşmesine ve mesaiye riayet, kiraya ve borca sadakat, randevuya zamanında gitmek, vergisini ve sigortasını dürüstçe ödemek, yaşadığımız ülkenin meşru düzenine uymak. Oturum izniyle, çalışma izniyle ya da vatandaşlıkla girdiğimiz her kapı bir sözleşmedir. Kâmil mümin imzasının ve sözünün arkasında durur.

Küçük bir marangoz atölyesinde önlüklü usta, bitirdiği el yapımı meşe masayı bir çift müşteriye tam zamanında teslim ediyor; usta ile müşteri sıcak bir tokalaşıyor, başörtülü eşi masanın pürüzsüz yüzeyine hayranlıkla elini sürüyor.

Gurbette ahde vefa

  • İş sözleşmesine ve mesaiye riayet
  • Kiraya ve borca sadakat
  • Randevuya zamanında gitmek
  • Vergisini ve sigortasını dürüstçe ödemek
  • Yaşadığımız ülkenin meşru düzenine uymak

Oturum izniyle, çalışma izniyle ya da vatandaşlıkla girdiğimiz her kapı bir sözleşmedir.

Gece sessizliğindeki bir oturma odasında köşeye serilmiş seccade, rahle üzerinde kapalı yeşil kapaklı bir mushaf, yanan abajurlu bir lamba ve tül perdelerin ardında şehrin uzak ışıkları; odada kimse yok.
Temsilî sahne: Gece ibadeti

IX. Kürsüden kalbe: Kur’an’ın aynası ve yedi söz

Kur’an’ın tarif ettiği müminler ve evimizin görünür bir yerine asacağımız yedi söz.

Aziz cemaat! Kâmil müminin vasıfları bunlarla sınırlı değildir; Kur’an bize daha geniş bir ayna tutar.

KUR’AN’IN AYNASINDA MÜMİNLER Vasıf · Âyet

  1. Gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar.Bakara, 2/3
  2. Anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar.Mü’minûn, 23/3
  3. Emanetlerine ve ahidlerine sadakat gösterirler.Mü’minûn, 23/8
  4. Yeryüzünde vakarla yürürler; cahiller laf attığında «selâm» deyip geçerler.Furkân, 25/63
  5. Gecelerini Rablerine secde ederek, huzurunda durarak geçirirler.Furkân, 25/64
  6. Harcarken ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler; ikisi arasında dengeyi gözetirler.Furkân, 25/67
  7. Asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş davranışlarla karşılaşınca onurluca çekip giderler.Furkân, 25/72
  8. «Rabbimiz! Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet» diye dua ederler.Furkân, 25/74
Evimizin görünür bir yerine asalımKâmil mümin olma yolunda yedi söz
  1. Namazımı huşû ile kılacağım. Vaktinde ve acele etmeden kılacak, namazımın beni kötülükten alıkoymasına izin vereceğim.
  2. Her yerde aynı insan olacağım. Camide, evde, işte ve ekran başında Allah’ın beni gördüğünü unutmayacağım.
  3. Dilimi koruyacağım. Yalan, gıybet ve kırıcı söz söylemeyecek; ya hayır söyleyecek ya da susacağım.
  4. Gözümü ve ekranımı koruyacağım. Harama bakmayacak, doğruluğunu bilmediğim haberi paylaşmayacağım.
  5. Evimde güzel ahlâkla yaşayacağım. Eşime, çocuklarıma ve anne babama en güzel davranışı göstereceğim.
  6. Öfkemi yenecek, sabredip şükredeceğim. Affetmeyi bilecek, üç günden fazla küs kalmayacak; darlıkta sabrı, bollukta şükrü kuşanacağım.
  7. Sözümü tutacak, rızkımı paylaşacağım. Emanete, borca, randevuya ve sözleşmeye vefa gösterecek; rızkımdan gizli ve açık infak edeceğim.

Yazdırılabilir hâli: PDF, 13. sayfa

Hadîs-i ŞerîfKâmil imanın ölçüsü

لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (tam anlamıyla) iman etmiş olmaz.

Buhârî, Îmân, 7 (13); Müslim, Îmân, 71 (45)

İmanın kökü kalpte, meyvesi hayattadır; kâmil mümin camide de çarşıda da aynı insandır. Bu cumadan çıkarken kendimize bir soru soralım: Ağacımın en çok hangi dalı meyve bekliyor? Namazım mı, dilim mi, evim mi, sözüm mü? Bu hafta o dalı sulamaya niyet edelim ve Rabbimize yönelelim.

Ağacımın en çok hangi dalı meyve bekliyor?Bu hafta o dalı sulamaya niyet edelim.
  1. NamazımHuşû ile, vaktinde
  2. DilimHayır söylemek ya da susmak
  3. EvimGüzel ahlâk
  4. SözümAhde ve emanete vefa
Namazdan sonra bir caminin kırmızı halısında diz çöküp yandan görünen, avuçlarını göğüs hizasında açıp dua eden farklı yaşlardan erkekler; aralarında babasını taklit eden küçük bir oğlan; kemerli pencerelerden yumuşak ışık giriyor.
Temsilî sahne: Cemaat niyazı

Gurbette kürsü hatimi ve cemaat niyazı

İmanı hayatımızda yaşatmak ve Rabbimize yönelmek için dua ediyoruz.

Kıymetli kardeşlerim! Gönüllerimizi Rabbimize açalım.

Duaİstiâze, hamd ve salavat

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabına salât ve selâm olsun.

Hamd: Fâtiha, 1/2. İstiâze ve salavat: serbest dua lafzı

DuaKalplerimizi saptırma

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ

Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize katından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız sensin.

Âl-i İmrân, 3/8

Allah’ım! İmanı bize sevdir, onu gönlümüze sindir (Hucurât, 49/7); kalbimize yerleştirdiğin imanı ahlâkımıza yansıt. Dilimize doğruluk, kalbimize ihlâs, gözümüze hayâ, elimize helâl, ayağımıza istikamet nasip eyle. Namazlarımızı huşû ile kılmayı, sözümüzde durmayı, emanete sadık kalmayı bize kolaylaştır.

Rabbimiz! Bizi kâmil bir mümine yakışmayan söz, fiil ve davranışlardan uzak eyle. Evlerimizi güzel ahlâkla, sofralarımızı bereketle, komşuluklarımızı güvenle doldur. Gurbette bizi İslâm’ın güzel temsilcileri eyle; evlatlarımızı imanını hayatında yaşayan nesillerden eyle.

Allah’ım! Darlıkta sabredenlerden, bollukta şükredenlerden, öfkesini yenip affedenlerden eyle. Son nefesimizi imanla vermeyi, huzuruna yüz akıyla çıkmayı nasip eyle. Bizi yalnız «Müslümanım» diyenlerden değil, İslâm’ı hayatında yaşayan kâmil müminlerden eyle.

Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhirati haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr: Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver; bizi cehennem azabından koru (Bakara, 2/201). Âmin. Velhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. El-Fâtiha.

Âyet, hadis ve diğer kaynaklar

Mealler anlam esaslıdır ve Kur’an Yolu ile karşılaştırılmıştır; kısaltılan âyet ve hadisler metinde belirtilmiştir. Âyet lafızları Tanzil metninden alınmış, hadis lafızları sunnah.com ve Hadislerle İslam ile karşılaştırılmış, rivayetlerin dereceleri dorar.net’te kontrol edilmiştir.

Vaazın bölümlerine dön