İçeriğe atla
Ulu Camii
← Tüm vaazlar

Vaaz

Allah Yolunda Malla ve Canla Mücadele

İnsanların dünyada güven, huzur ve barış içinde yaşayabilmeleri için üç rehbere ihtiyaçları vardır: Akıl, ilâhî vahiy ve peygamber.

Toplum13 dk okuma2.303 kelime0 görüntülenme

İnsanların dünyada güven, huzur ve barış içinde yaşayabilmeleri için üç rehbere ihtiyaçları vardır: Akıl, ilâhî vahiy ve peygamber.

Yüce Allah, peygamberleri ve kutsal kitapları insanlara rehber olsun diye göndermiştir. Bu rehberden faydalanabilmek için aklın kullanılması, ilâhî vahyin ve peygamberin doğru anlaşılması gerekir.

Akıl; doğru işlerde ve hakka uygun olarak kullanılmadığı; ilâhî vahiy ve peygamber doğru anlaşılmadığı zaman amaca ve hedefe ulaşılamaz; güven, huzur ve barış ortamı sağlanamaz.

كِتَاب ٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُون َ وَهٰذَا

“Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve günahtan korunun ki size merhamet edilsin.” (En’am, 6/155) ayetinde beyan edildiği gibi, rahmet olsun diye gönderilen Kitap ve Peygamber’in, doğru anlaşılması gerekir nitekim Yüce Allah da Kur’an’ın anlaşılmasını istemektedir:

اُنْظُرْ كَيْف َ نُصَرِّف ُ الآيات لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُون

“Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!” (En’am, 6/65) mealindeki ayet ve benzeri birçok ayet bu gerçeği dile getirmektedir. Yüce Allah kâfir, müşrik ve münafıkları gerçekleri anlamadıkları için yermektedir. Bu itibarla dinimizi, onun ana kaynakları olan Kur’an ve Sünneti, dinî konu ve kavramları çok iyi anlamamız ve öğrenmemiz gerekmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de,

… وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِؕ…

“Allah yolunda canınız ve malınız ile cihad edin” (Tevbe, 9/41) buyrulmaktadır. Tıpkı namaz kılmak, oruç tutmak nasıl bizlere farz kılınmış ise, yeri geldiğinde can ile yeri geldiğinde de mal ile mücadele/mücahede etmek de bizlere farzdır.

Yeryüzünde şirki ve zulmü ortadan kaldırarak tevhid ve adaleti hâkim kılmak amacıyla gönderilen dinimiz, Müslümanları bu yüce gayenin gerçekleşmesi için görevlendirmiştir. Ayet-i kerimelerde de görüldüğü üzere, bu görevin yerine getirilmesi son derece önemlidir. Ancak tarihin çeşitli dönemlerinde ve günümüzde, bu gibi ayetlerin farklı yorumlanması ve yanlış anlaşılması neticesinde istenmeyen sonuçlar ortaya çıkmıştır. Ana gayesi, yeryüzünde terörü sona erdirip huzuru tesis etmek ve barışı getirmek olan İslam dini, ne yazık ki terör ile özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu durumun sadece yanlış anlamalardan mı kaynaklandığı yoksa İslam’ı insanlara yanlış tanıtmak amacıyla planlı bir şekilde mi yapıldığı sorusu ise cevabını açıkça bulmaktadır.

اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِؕ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَؕ وَالَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَۙ

“Hak dine inanmayanlar servetlerini, insanları Allah’ın yolundan engellemek için harcarlar, yine harcayacaklar, sonra bu onlara yürek acısı olacak, daha sonra da yenilecekler. İnkâra sapanlar sonunda cehenneme sevk edilecekler.” (Enfal, 8/36)

اَلَّذٖينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۚ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَؕ

“Onlar (Zalimler), Allah yolundan alıkoyan ve onu eğip bükmek isteyenlerdir; onlar ahireti de inkâr edenlerdir.” (A’raf 7/45)

Bu ayetlerde geçen cihad/mücadele ifadeleri hangi anlamlarda kullanılmıştır, bunlara hep birlikte göz atalım;

Sözlükte; gayret etmek, bir işi yapabilmek için bütün imkânları kullanmak anlamına gelen “cihad” kavramı; Kur’an ve hadislerde ise, saldırı olduğunda Allah yolunda İslâm düşmanlarıyla savaşmak anlamını ifade ettiği gibi, dini öğrenmeyi, dinin emir ve yasaklarına uymayı, haram ve günahlara karşı nefis ile mücadele etmeyi, İslâm’ın bilinmesi, tanınması, yaşanması ve yücelmesi için çalışmayı da ifade eder. Dolayısıyla cihad kavramının geniş bir anlamı vardır. Ancak bu kavram, zihinlerde daha çok savaş (kıtal) kavramı ile özdeş hâle gelmiştir. Bu nedenle olmalı ki gerek İslâm dünyasında gerek batıda “cihad” kavramı genellikle savaş ve saldırı söz konusu edildiğinde gündeme gelmektedir. Daha ötesi batıda “İslâm”, terör ile birlikte düşünülmektedir. Maalesef bazı ülkelerde bir kısım insanlar cihad adı altında terör yapabilmektedirler. Halbuki “cihad” kavramının terör ile asla ilgisi yoktur. Hatta cihad deyince ilk akla gelecek kavram, “İslâm’ı tebliğ ve toplumda kötülüklerle mücadele etme” olması gerekir.

“Cihad” kavramı; Mekke döneminde İslâm’ın bilinmesi, tanınması, yücelmesi ve yaşanması için gösterilen çabayı ifade etmek için kullanılmıştır.

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقٖينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْؕ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُؕ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ

“Ey peygamber! İnkârcılara ve münafıklara karşı cihad et, onlara sert davran; onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur!” (Tevbe, 9/73) mealindeki ayette, Peygamberimiz’e (s.a.v) emredilen kâfir ve münafıklarla cihad, “kıtal” anlamında cihad değildir.

Çünkü münafıklarla ve inkarcılarla fiili bir savaş yapılmamıştır. Dolayısıyla ayetteki cihad kavramı; münafıklarla hak uğrunda dil ile mücadele etmek, İslâm gerçeği ile ilgili delilleri anlatmak, inkarcı ve münafıkların fitne ve fesatlarına engel olmak anlamındadır.

Mekke’de ve henüz fiili savaşa izin verilmeyen bir dönemde inen

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذٖينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ

“Öte yandan, bilesin ki Rabbin, eziyetlerle sınandıktan sonra yurtlarından göçenlerin, ardından çabalarını sürdürüp sabır gösterenlerin yardımcısıdır; artık bu yapılanlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (Nahl, 16/110) mealindeki ayette geçen cihad kavramı ile Furkan suresinin,

فَلَا تُطِعِ الْكَافِرٖينَ وَجَاهِدْهُمْ بِهٖ جِهَاداً كَبٖيراً

“Öyleyse artık inkârcılara boyun eğme, bu Kur’an’la onlara karşı bütün gücünle mücadeleni sür.” (Furkan, 25/52) anlamındaki ayette geçen “kâfirlere karşı büyük cihad”, fiilen savaşmayı değil, onlara karşı Kur’ânî delillerle mücadele etmeyi ifade eder.

Müfessir Kâdî Beydâvî’nin (ö, 691/1292) dediği gibi, gerçeği göremeyen ve aklını bu yönde kullanamayan kimselere karşı deliller ortaya koyarak mücadele etmek, düşmanlara karşı fiilen savaşmaktan daha büyüktür. (Beydâvî, IV/450.)

Bu ayetler, cihadın İslâm’ın doğuşundan beri var olduğunun ve doğrudan savaş anlamına gelmediğinin delilidir. “Cihad” kavramı Kur’an’da akıllara ilk gelen mana olan “savaş” anlamında da kullanılmıştır.

اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِؕ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ

“İnanan, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır.” (Tevbe, 9/20.) mealindeki ayette sözü edilen cihad, fiili savaş anlamındadır.

Bu anlamda mesela Peygamberimiz ve ashabı, Bedir ve Uhud’da müşriklerin saldırılarına karşı cihad etmiş ve vatanlarını korumuşlardır. Milletimiz Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında yurdumuza saldıran düşmanlara karşı büyük bir cihad etmiş ve vatanımızı düşman istilasından kurtarmıştır.

Rabbimiz başka bir ayetinde, bu ulvî vazifeye talip olan Müslümanın erişeceği mükafatı ve katındaki değeri ifade ederken şöyle buyurmuştur;

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْجٖيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلٖيمٍ

تُـؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُجَاهِدُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَا كِنَ طَيِّبَةً فٖي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve resulüne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. O sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Saf, 61/10-12.)

Bu ayeti kerimelerde geçen “Allah yolunda mal ve can ile mücadele” Allah’ın sevgisine mazhar olan, kurtuluşa eren, özünde, sözünde ve davranışlarında dürüst olan sadık müminlerin niteliği olarak zikredilmiştir. Allah’ın övdüğü bu kimseler; sadece Allah yolunda fiilen savaşanlar değil, İslâm’ın bilinmesi, tanınması, yücelmesi ve hükümlerinin yaşanması için çaba gösteren her Müslümanı ifade eder. Kur’an’da Allah yolunda malları ve canlarıyla mücadele edenler övülmekte, onlara Allah’ın rahmeti, mağfireti, mükâfatı ve cenneti vaat edilmektedir. İmanları uğrunda hicret edenler ve bunlara yardım edenler, gerçek müminler olarak nitelendirilmektedir.

Zikredilen ayet-i kerimelerde de görüldüğü üzere, Rabbimiz mücadele emrini verirken önce malı, ardından canı zikretmiştir. Bu iki değer arasında bir hiyerarşi olduğunu söylemek isabetli olmayabilir. Ulema, burada malın önce, canın sonra zikredilmesi hakkında şu yorumu yapmıştır: Malından vazgeçemeyen, gerektiğinde onu feda edemeyen bir kimse, canından hiç vazgeçemez. Allahu âlem, bu sebepten dolayı ayetlerde önce mal, sonra can zikredilmiştir. Elbette her şeyin en doğrusunu Rabbimiz bilir.

İslam’ın hayat veren ilkelerini yeryüzünde yaymak, haksızlıkların sona ermesini sağlamak için yapılan cihâd, kimi zaman kalemle kimi zaman da kelâmla olur. Mümin, an gelir eliyle, gün olur malıyla, Allah’ın adını veya İslâm dininin tevhid akîdesini şanına uygun bir biçimde yüceltip yaymak için çalışır, çabalar. Doğruyu anlatmak, iyiye davet etmek, güzelliklere vesile olmak için gecesini gündüzüne katar. İnancı, varlığı, vatanı, bekası ve hürriyeti için silahlı mücadeleye girmesi ise, cihâdın en üst seviyesidir. Daha dün doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle bu aziz vatanı korumak uğruna verdiğimiz mücadele, cihadın en canlı şahididir. Allah’ın yardımıyla muzaffer çıktığımız Çanakkale, varoluş destanının, iman, cesaret ve azmin adıdır.

Yukarıda zikredilen ayet ve hadisleri birlikte değerlendirdiğimizde; cihadın üç kısma ayrıldığı görülmektedir.

İlk olarak sözle yapılan cihad kısmını ele alalım. Yukarıda belirttiğimiz Furkan Suresi’nin 52. ayeti bu cihad türünün kanıtı olarak gösterilebilir.

“فَلَا تُطِعِ الْكَافِرٖينَ وَجَاهِدْهُمْ بِهٖ جِهَاداً كَبٖيراً”

“Öyleyse artık inkârcılara boyun eğme, bu Kur’an’la onlara karşı bütün gücünle mücadeleni sür.” (Furkan, 25/52.) ayetinde geçen “Kur’an ile mücadeleni sür” hükmü sözle yapılan cihadın kanıtıdır.

Aynı şekilde;

“جاهِدُوا المُشرِكينَ بِأَموالِكُمْ وأَنْفُسِكُم وأَلسِنَتِكُم”

“Müşriklere karşı ellerinizle, dillerinizle ve mallarınızla cihad ediniz!” (Nesâî, “Cihâd”, 48) hadisi de bu cihad türüne kanıt niteliğindedir. Kur’an’ı ve Kur’an’da geçen hükümleri ögrenmek, öğretmek, İslam dininin yayılması ve büyümesi için İslam’ı herkese anlatmak sözle yapılan cihad çeşidine örnektir.

İkinci cihad çeşidi ise kişinin kendi nefsine karşı yaptığı mücadeledir. Ankebut Suresi’nin 6. ayetinde,

“وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهٖؕ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ”

“Her kim elinden gelen çabayı gösterirse yalnız kendi iyiliği için çabalamış̧ olur; çünkü Allah’ın, hiç̧ kimsenin hiçbir şeyine ihtiyacı yoktur” (Ankebut, 29/6) buyrulur. Bu ayet, nefisle mücadele etmenin ya da başka bir deyişle nefisle cihad etmenin kanıtıdır.

Yine aynı şekilde;

“المُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ”

“Mucahid nefsiyle cihad edendir.” (Tirmizî, “Fedâ’ilu’l-cihâd”, 2) hadisi de bu cihad türünün kanıtıdır. Nefisle mücadele etmek; iman edip salih ameller işlemek ve kötü işlere götüren fiil, söz ve davranışlardan uzak durmak olarak tanımlanabilir.

c) Üçüncü cihad çeşidi ise; mal ve can ile Allah yolunda yapılan cihaddır. Tevbe suresinin 41. ayetinde bu husus şöyle ifade edilmiştir;

“اِنْفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِؕ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ”

“Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğinizedir” (Tevbe, 9/41) buyrulmuştur.

Aynı şekilde;

“مَنْ جهَّزَ غَازِيًا في سبيلِ اللَّهِ فَقَدْ غَزَا”

“Kim savaşa katılacak bir kimseyi savaş̧ araç̧ gereci ile donatırsa, o kimse bizzat Allah yolunda savaşmış̧ gibi olur” (Müslim, İmâre, 135) hadisi de bunu desteklemektedir.

Maldan vazgeçmek de her yiğidin harcı değildir. Hele candan vazgeçmek hiç kolay değildir. Beşikten mezara kadar Müslümanın hayat ölçülerini belirleyen dinimiz, dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu sıklıkla hatırlatır, buraya geliş gayemizi zihnimizin bir köşesinde hep diri tutmamızı bizden ister. Küçüklükten yetişkinliğine kadar ki hayatında Müslümanların zaferlerini dinleyen, onların gerektiğinde her türlü fedakarlığı yaptığını/yapması gerektiğini yürekten hisseden bir kul, sermaye sahibi olduğunda malından, gerektiğinde de canından geçebilecektir. Bu konuda hepimize ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Eğitimci olan kişilerin çocuklara aşılayabileceği en büyük şuur, hiç şüphesiz iman ve vatan şuurudur. Anne babaların çocuklarına dünya ve ahiret saadetini kazanmaları için yönlendirmeleri gerekmektedir. Televizyon programcıları ve içerik üreticiler bu hususu kendilerine bir vazife edinmeli, tepeden tırnağa bilinçli bir toplum inşa edebilmenin derdi ve gayreti içerisinde olmalıdır.

Cihad denilince günümüzde duyarlı ve bilinçli müslümanların yapabileceği en büyük cihad, zalim ve katilleri destekleyen firmaların ürünlerini almayarak boykot etmektir. Yapabileceklerimizin en önemlisi, Müslüman kardeşlerimizi çocuk genç yaşlı demeden şehit eden katilleri destekleyenleri, onlara doğrudan ya da dolaylı olarak arka çıkanları boykot etmektir. Sakın ha market rafında olan şey için “nasıl olsa alınmış ve buraya kadar getirilmiş, ben alsam ne olacak” şeklinde düşünmeyelim. Unutmayalım ki herkes yapabilecek imkânı olduğu halde yapmadıklarından sorumlu tutulacaktır. Markete niçin getirildiğinden mesul değiliz, fakat bu ürünleri evimize alıp tüketmekten ötürü sorumlu olabiliriz.

Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْؕ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءاً فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَالٍ”

“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz”. (Ra’d, 13/11.) Şanlı tarihimize baktığımız zaman biz Kur’an’ı Kerim’i ve Efendimiz’i rehber edindiğimiz zaman dünyanın en büyük devleti olmuşuz.

Bu noktada şu ayet-i hatırlamakta fayda var.

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَؕ يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقاًّ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِ وَالْقُرْاٰنِؕ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِهٖ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذٖي بَايَعْتُمْ بِهٖؕ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

“Allah, kendi yolunda çarpışırken öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vermek üzere satın almıştır. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da yer almış gerçek bir vaadidir. Kim Allah’tan daha fazla sözüne bağlı olabilir! O halde yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. İşte büyük bahtiyarlık da budur. “(Tevbe, 9/111)

İnsanların en faziletlisi cihad eden mümin, cihad da en faziletli amellerden biridir.

“ عَيْنَانِ لا تَمَسُّهُمَا النّار؟ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ، وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ في سَبِيلِ اللّهِ”

“İki göz vardır, onlara ateş değemez; Allah için ağlayan göz ile, Allah yolunda uyanık sabahlayan göz.” (Tirmizi, “Fedailu’l-Cihad”, 7)

Sahabeden Ebu Said (r.a.)’in bildirdiğine göre

“قِيلَ يَا رسولَ اللّهِ: أىُّ النَّاسِ أفْضَلُ؟ قال: مُؤمِنٌ مُجَاهِدٌ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ في سَبِيلِ اللّهِ.”

“Ey Allah’ın Elçisi! İnsanların en faziletlisi hangisidir” diye sorulması üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), “Malı ve canı ile Allah yolunda cihad eden mümindir” buyurmuştur. (Müslim, İmâre, 123)

Sonuç olarak; ilk insandan beri var olan tevhid esasına dayalı hak din İslâm’ın temel amacı, yeryüzünün halifesi olan Âdemoğlunun; malının, canının, aklının, neslinin ve dininin korunmasıdır. Bunların korunabilmesi için insanların; sulh ve sükûn, güven ve huzur içinde yaşamaları gerekir. Bu amaçla bütün peygamberler insanları, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacak ilâhî prensiplere davet etmişlerdir. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) ve ona indirilen Kur’an, insanlığın barış ve huzurunu amaçlamıştır. Savaş; ancak saldırı olduğu zaman barışın korunması, baskının ve zulmün önlenmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması amacına yönelik olarak meşru olur. Dolayısıyla Kur’an’da “cihad”, “harp”, “mücadele” ve “kıtal” gibi savaşı ifade eden kavramların, bu bağlamda değerlendirilip anlaşılması gerekir.

Hem savaş anlamını ifade eden kavramlar, hem de “kıtal” kavramının geçtiği ayetler, savaş ortamı ile ilgilidir. Ayetlerde “savaşın” şeklindeki emirlerin uygulanması ancak meşru bir savaş olması hâlinde söz konusudur. Bir anlamı da “barış” olan İslâm, savaşı değil barışı, kavgayı değil uzlaşmayı, kötülüğü değil iyiliği esas alır, barışın korunmasını ister. Herkesi Allah yoluna çağırır ama zorlamaz, davette baskıyı değil sadece tebliğ yöntemini tavsiye eder. Fitne, zulüm ve baskının ortadan kalkmasını, toplumlara adalet, güven, huzur, barış ve din özgürlüğünün yerleşmesini ister. Herkesi bu yönde çaba göstermeye çağırır.

Bu vesileyle şu duaya hep birlikte âmin diyelim: Allah’ım! İstiklal ve istikbalimiz, birlik ve beraberliğimiz uğrunda mücadele eden kahraman ordumuzu muzaffer eyle! Huzurumuz ve değerlerimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifalar ihsan eyle! Fitne, fesat ve bozgunculuk peşinde koşanlara, milletimize ve ümmet-i Muhammed’e hile ve tuzak kuranlara karşı bize feraset, basiret, kuvvet ve dirayet lütfeyle! Bizleri mücadeleyi gerçek anlamını kavrayan, senin yolunda mücahede ve mücadeleden kaçmayan samimi müminler eyle!

Rabbimiz! Sana inandık, sana güvendik, sana tevekkül ettik. Bizleri sensiz, sahipsiz, inayetsiz bırakma!