İçeriğe atla
Ulu Camii
← Tüm vaazlar

Vaaz

İslam'ın Öngördüğü İnsan/Müslüman Modeli

Kur’an-ı Kerim’e ve hadis-i şeriflere göre bir Müslüman da bulunması gereken özellikleri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz.

Ahlak12 dk okuma2.222 kelime0 görüntülenme

Kur’an-ı Kerim’e ve hadis-i şeriflere göre bir Müslüman da bulunması gereken özellikleri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz.

  1. Allah’a ortak/şirk koşmaz.

  2. Anne ve babasına ihsanda bulunur.

  3. Allah’a gönülden saygı duyarak huşû ile namazını dosdoğru kılar,

  4. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve bu uğurda başına gelenlere sabreder.

  5. Gurura kapılarak insanlara üstünlük taslamaz ve yeryüzünde böbürlenerek yürümez.

  6. Davranışlarında dengeli ve ölçülü olur. Boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirir.

  7. Allah’ın ayetlerine karşı kör ve sağır davranmazlar.

  8. Sürekli arınma çabası içinde olup zekatını verir.

  9. Emanete riayet eder, sözleşmelerine sadakat gösterir.

  10. İffetini korur, mahrem yerlerini haramdan sakınır, zina yapmaz, içki içmez, uyuşturucu maddeleri kullanmaz, kumar oynamaz.

  11. Allah’ın dokunulmaz ve haram kıldığı bir cana haksızca kıymaz.

  12. Yetim malı yemez. Duyarlıdır; başkalarının acı ve ıstıraplarına karşı duyarsız kalmaz.

  13. Ölçü ve tartıda adil davranır, haksızlık yapmaz.

  14. Bilmediği şeyin peşine düşmez, bilmediği konuda fikir beyan etmez.

  15. Kimseyle alay etmez, Müslüman kardeşlerinde kusur aramaz, onlara kötü lakap takmaz.

  16. Zandan/spekülasyon yapmaktan sakınır, tecessüs edip insanların gizli hallerini araştırmaz.

  17. Bir başkasının gıybetini yaparak arkasından çekiştirmez. Doğru sözlüdür. Yapmayacağı şeyi söylemez.

  18. İşlerini istişare üzere yapar. Yaptığı her işi sağlam yapar.

  19. Bollukta da darlıkta da sadaka verir, öfkesine hakim olur, insanların kusurlarını bağışlar.

  20. Hatalı tutum ve davranışlarında ya da günahlarında ısrar etmez, tekrarlamaz ve günahlarına yürekten tevbe-istiğfar eder.

  21. Adildir, hakkı ve adaleti ayakta tutar. Kin beslemez, düşmanına bile adil davranır. Kendisinin ve yakınlarının aleyhinde bile olsa adaletle şahitlik eder.

  22. Kötülüklere karşı en güzel bir tarzda mücadele eder; kötülükleri iyilikle savar; insanları güzel öğütle ve hikmetle Allah’ın yoluna davet eder

  23. Yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara zekât ve sadakayı sevdiği mallardan verir; ama gereksiz yere de saçıp savurmaz.

  24. Hayır işlerinde, iyilik ve takva üzere yardımlaşır,

  25. Kardeşlik hukukuna riayet ederek bütün Müslümanları kardeş bilir.

  26. Harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik ederler. Harcamaları dengeli olur.

  27. Yala yere şahitlik etmezler, boş söz ile karşılaştıkları zaman oradan vakar ile geçip giderler. Malayani ile boş vakit geçirmez.

  28. İyi niyetlidir; inancında, düşüncesinde, söz, iş, icraat ve ibadetlerinde samimidir.

  29. Günah ve hatalarında ısrarcı değildir. Günah işlediğini ya da hata yaptığını anladığında derhal yaptıklarından tevbe eder.

  30. İnandığı dinin temel prensiplerine kayıtsız ve şartsız teslim olmuştur.

  31. Kur’an’a ve onun hayata tatbik edilmiş şekli olan sünnete bağlıdır.

  32. Her türlü hurafe ve batıl inanışlardan uzaktır. İbadetlerinde ve hayırda devamlıdır.

  33. Elinden ve dilinden kimseye zarar gelmez. Her yönüyle güven ve emniyet insanıdır.

  34. Müslüman olarak yaşayıp Müslüman olarak ölmek en büyük arzusudur.

Bütün bu özellikler ve sayamadığımız birçok güzellikler Müslüman’da bulunması gereken özelliklerdir.

Bu özellikleri bütünüyle üzerinde bulunduran model insanlar Allah tarafından övülen ve örnek gösterilen peygamberlerdir. Diğer insanlar bu özellikleri üzerlerinde bulundurmaları oranda insanlara örnek olabilirler.

Bütün peygamberler Allah katında tek din olan İslam’ı tebliğ etmişlerdir. İslam; yerleri, gökleri ve ikisi arasındakileri yaratıp düzene koyan, hüküm ve hikmet sahibi, yaratmakta, emretmekte kendisine mahsus olan yüce Allah’ın (c.c.) insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmak için gönderdiği dindir. İslam kuru bir ideoloji değil, bir hayat nizamıdır. Kâinattaki her şeye zerreden küreye özellikle de akıl ve irade verilen insanoğluna gitmesi gererken dosdoğru yolu gösteren, insanın her şeyine karışan bir dindir.

İslam, nasıl insan olunması gerektiğini sadece fikirle, sözle ve kitapla ortaya koymakla yetinmez; bizzat model gösterir. Kur’an-ı Kerim’de

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ ف۪يٓ اِبْرٰه۪يمَ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُۚ

“İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.” (Mümtehine, 60/4). Ayetiyle bildirildiği üzere Hz. Âdem (a.s.)’dan başlayarak peygamberimize kadar bütün peygamberler insanlık için model alınması gereken en güzel örnektirler. Bu manada İslam’ın en son ve en mükemmel insan modeli Yüce Rabbimizin

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Buyurarak ahlakını övdüğü,

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” şanına sahip; 571 ile 632 yılları arasında Mekke ve Medine’de İslam’ın nasıllığını yaşayarak gösteren, en güzel örnek (üsve-i hasene) olan, kendi içimizden olan bizleri arındırmak için gelen peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) efendimizdir. “İşte İslam böyle yaşanmalıdır.” dendiğinde akla onun adı gelir. Yüce Allah, bu hususu Kerim Kitabında şöyle bildirmektedir:

هُوَالَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ

“O (Allah)ki, ümmîler içinde kendilerinden olan, onları arındıran temizleyen, onlara Kitap ve Hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi.” (Cuma, 62/2)

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًا

“Andolsun ki Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)

Ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı gibi peygamberimiz “bizden içimizden” olup “bizi” tezkiye etmek için gelmiştir. Ve Allah’a ve ahret gününe kavuşmayı umanlar için örnek alınması gereken bir resuldür. Bu noktada şuna dikkat etmek gerekir; model deyince sadece fikir, proje akla gelmemelidir. O fikrin ete kemiğe büründüğü, ortaya çıktığı bir modeldir. Örneğin bir otomobil yapmayı istiyoruz. Önce arabanın nasıl yapılacağını düşünür ve ortaya bir proje sunulur. Sonra bu fikrin yani projenin prototipi yani örnek modelini üretilir. Sonra seri üretime geçilir.

Peygamberler geldiği toplumun örnek, model insanlarıdır. Dinin nasıl yaşanacağı, din ile hayatın nasıl buluşturulacağını ümmetlerine göstermişlerdir.

İslam’ın nasıllığını yaşantısıyla gösteren Peygamberimizin Kur’an-ı Kerimdeki özelliklerine ve görevlerine kısaca değinecek olursak; Peygamberimiz (s.a.s)’in ve tüm peygamberlerin sahip olduğu 5 ortak özelliği vardır:

  1. Sıdk, özü, sözü ve davranışları itibariyle dosdoğru olmak,

  2. Emânet, güvenilir olmak,

  3. Tebliğ, Allah’tan aldığı vahyi insanlara eksiksiz ulaştırmak,

  4. Fetanet, akıllı olmak,

  5. İsmet, günahsız olmak.

Bu özellikleri yanında başta tebliğ olmak üzere, davet, ta’lim, tezkiye, şahit, usve-i hasene, emr-i bil maruf nehyi anil münker, teybin dini hükümleri açıklama vb. görevleri vardır. Bunları ayetlerle açıklayacak olursak;

“Tebliğ”, Kur’an’ı insanlara ulaştırmaktır. Peygamberin görevi insanları dine zorlama değil duyurma ve yaşamadır.

مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ

“Peygambere düşen sadece tebliğdir (zorlama değil)” (Mâide, 5/99; Bk. Nahl, 16/82).

وَمَآ اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ

“…Sen onların üzerine bir zorlayıcı değilsin…” (Kâf, 50/45).

“Davet”; insanları İslâm’a çağırmak¸ “va’z” ve“öğüt” (tezkire); insanlara nasihat etme, onları iyiye, güzele ve doğruya teşvik etme, ilahî gerçekleri hatırlatma görevidir.

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ

“Rabb’inin yoluna (insanları) hikmetle ve güzel öğütle çağır…” (Nahl, 16/125).

فَذَكِّرْ اِنَّمَآ اَنْتَ مُذَكِّرٌ

“(Ey Peygamberim!) Sen öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin” (Ğâşiye, 88/21).

“Talim”; Kitabı, Hikmeti ve insanların bilmediklerini öğretme görevidir.

هُوَالَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ

“O (Allah)ki, ümmîler içinde kendilerinden olan, onları temizleyen, onlara Kitap ve Hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi” (Cuma, 62/2).

Peygamberimiz (s.a.s.), Kur’an’da “beşîr”, “mübeşşir” ve “nezîr” olarak nitelenmiştir:

يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًا

“Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik” (Ahzâb, 33/45; bk. Sebe’; 34/28). Peygamber (s.a.s.), iman edip salih amel işleyenleri cennet ve nimetleriyle müjdeler, Bakara, 2/25 kâfirleri, Tevbe, 9/3.münafıkları Nisâ, 4/138. ve dinî görevini yapmayanları azapla uyarır. Tevbe, 9/34.

“Tezkiye”, Peygamberin; insanları tevhide (Allah’ı bir olarak kabul etmeye) davet ederek onları şirk (Allah’a ortaklar koşma), inkâr ve isyandan kurtarmaya vesile olmasıdır.

كَمَآ اَرْسَلْنَا ف۪يكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّ۪يكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَۜ

“Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik” (Bakara, 2/151).

Emri bi’l-ma’rûf ve nehyi ani’l-münker; İslâm’a ve akl-ı selime uygun olan iyi, güzel ve faydalı şeyleri emretme ve insanları İslâm’ın ve aklı selimin iyi, güzel ve faydalı görmediği, çirkin kabul ettiği şeylerden men etme görevidir.

يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ

“… O Peygamber ki onlara ma’rufu emreder ve onları münkerden men eder…” (A’râf, 7/157; bk. A’râf, 7/199)

İnsanlara yol göstermek (hüdâ): Peygamberler (a.s), Allah’ın izni ile insanlara doğru yolu gösterir.

وَاِنَّكَ لَتَهْد۪يٓ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

“… (Ey Peygamberim!) Sen (insanları)doğru yola iletirsin” (Şûrâ, 42/52).

Kur’an hükümlerini açıklamak ve dinî konularda hüküm vermek (tebyîn): Kur’an hükümlerini, sözlü ve uygulamalı olarak açıklamak peygamberin temel görevidir (tebyîn).

وَاَنْزَلْنَآ اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

“… (Ey Muhammed!) Sana bu Zikr’i (Kur’an’ı) indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın tâ ki düşünüp öğüt alsınlar” (Nahl, 16/44; bk. Nahl, 16/64).

“Üsve-i hasene”,Peygamberin; söz, fiil ve davranışlarıyla insanlara örnek olmasıdır.

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًا

“Andolsun ki Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır” (Ahzâb, 33/21).

İşte Peygamberimiz bütün bu özellikleri ve görevleriyle tüm Müslümanlara modeldir. Aynı zamanda Çocukluğundan gençliğine, alışverişinden ticaretine arkadaşlığından, dostluğuna, yeme içmesinden oturup kalkmasına, eminliğinden doğruluğuna, şakalaşmasından kızmasına, antlaşmasından savaşmasına, yönetmesinden idare etmesine, öfkesinden merhametine, affetmesinden cezalandırmasına hasılı her hali ile bize örnek, model ve üsve-i hasene olan Rasülullahı okumak, anlamak ve yaşamak gerek.

Onu anlamak için onu modellemek için çocuklara yaklaşımından gençlere davranışına, kadınlara yaklaşımından engellilere davranışına, tabiata bakış açısından dünya malına karşı tutumuna kadar her halini öğrenmeli ve o ne yaptı ise onu örnek almalıyız. Peygamberimiz ibadetlerle ilgili olarak kendisinin örnek alınmasını bizzat istemiştir. Bir hadislerinde;

حَدَّثَنَا مَالِكٌ أَتَيْنَا إِلَى النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) وَنَحْنُ شَبَبَةٌ مُتَقَارِبُونَ، فَأَقَمْنَا عِنْدَهُ عِشْرِينَ يَوْمًا وَلَيْلَةً، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) رَحِيمًا رَفِيقًا، فَلَمَّا ظَنَّ أَنَّا قَدِ اشْتَهَيْنَا أَهْلَنَا أَوْ قَدِ اشْتَقْنَا سَأَلَنَا عَمَّنْ تَرَكْنَا بَعْدَنَا فَأَخْبَرْنَاهُ قَالَ: “ارْجِعُوا إِلَى أَهْلِيكُمْ فَأَقِيمُوا فِيهِمْ وَعَلِّمُوهُمْ وَمُرُوهُمْ –وَذَكَرَ أَشْيَاءَ أَحْفَظُهَا أَوْ لاَ أَحْفَظُهَا– وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِى أُصَلِّى، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ.”

Mâlik (b. Huveyris) anlatıyor: Biz yaşça birbirine yakın bir grup gençle Hz. Peygamber’e (sav) geldik ve onun yanında yirmi gün kaldık. Allah Resûlü (sav) çok merhametli ve şefkatli idi. Ailelerimizi özlediğimizi ya da —dönmeyi— arzuladığımızı anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu, biz de anlattık. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ailelerinizin yanına dönün. Onlarla ikamet edin. Onlara, (öğrendiklerinizi) öğretin ve onlardan (dinin gereklerini yapmalarını) isteyin. Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de namazı öyle kılın. Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri sizin için ezan okusun. En büyüğünüz de size imam olsun.” (Buhârî, Ezân, 18) buyurarak ibadetlerde kendisinin model olduğunu belirtmiştir.

Bizlerin de diğer peygamberiızâmla birlikte son Peygamber Hz. Muhammed’i (s.a.s) kendimize örnek almamız, eylem ve davranışlarımızı O’nun emir ve yasaklarına göre belirlememiz gerekir. Zira olgun mü’min olabilmenin yolu, O’na tabi olmaktan geçer.

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

  1. De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder”.

  2. De ki: “Allah’a ve Peygambere itaat edin”. Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkâr edenleri sevmez. (Ali-i İmran; 31-32)

Allah (c.c.) kendisine olan sevginin belirtisini Resulüne itaate bağlamış ve peygamberimize itaati emretmiştir.

En başta genel olarak belirttiğimiz Olgun müminde bulunması gereken özelliklerden birkaçını ayetlerle açıklayalım:

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ الَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” (Âl-i İmrân;134–135.)

Yine Furkan süresinde has müminlerin özellikleri şöyle sıralanır:

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا ﴿63﴾ وَالَّذ۪ينَ يَب۪يتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا ﴿64﴾ وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًاۗ ﴿65﴾ اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا ﴿66﴾ وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا ﴿67﴾ وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ

  1. Rahman’ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler); Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler64.
  2. Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.

Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!66.

  1. Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.

68.Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.

وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا ﴿٧٢﴾

  1. (O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler. وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا ﴿٧٣﴾

  2. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا ﴿٧٤﴾

  1. (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.

أُوْلَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا ﴿٧٥﴾

  1. İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır. (Furkan süresi; 63-75)

Ayetlerini yaşadığımızda üzerinde bütün bu özellikleri en mükemmel şekliyle taşıyan peygamberimizi örnek almış olur bizlerde diğer insanlara model olmuş oluruz.

Bu manada Muhammed ümmetini Yüce rabbimiz “vasat ümmet” olarak isimlendirmektedir ki; bu hem dünyada hem de ahrette bize verilen bir özelliktir.

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَآءَ عَلٰى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يدًا

“Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan “vasat” bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir…” (Bakara, 2/143; bk. Nisâ, 4/41).

İşte bu ayet-i kerime bu ümmetin sorumluluğunun Peygamberi model, örnek alarak tüm insanlara model, örnek olmak olduğunu belirtmektedir. Öyleyse gelin bu sorumluluğumuzu yerine getirmek için üzerimize düşen görevi yerine getirmek için yapmamız gerekenleri öğrenerek uygulamaya başlayalım.