İçeriğe atla
Ulu Camii
← Tüm vaazlar

Vaaz

Mevlid Kandili

Bugün özel bir gün, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in aşkıyla tutuşan yüreklerimizle sesleneceğiz ona. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-…

Kandiller9 dk okuma1.618 kelime0 görüntülenme

َنَاكَ اَِّلا رَْحم َةً لِلمعَالَمٖي وَمََٓا اَرمسَلم Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Enbiyâ, 107

ٱ ِمۡسِب ِّللا ٱ لرانَٰمۡح ٱ ِلراحِيم َاَْلم َممدُ ِّللِ رَبِِّ العَالَمِيَ وَ الصَِّالَةُ وَ السَِّالَمُ لَعََ رَسُوِلَِا ُمَُمَِّدٍ و ﺁ ِِل وَ صَحمبِهِ اَْجم َعِيم

Pek Azîz ve Muhterem Müslümanlar,

Bugün özel bir gün, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in aşkıyla tutuşan yüreklerimizle sesleneceğiz ona. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in adının anıldığı mekân izzet buluyor, O’nun adını anan kalp güzelleşiyor, O’nun adı anıldığı zaman şeref buluyor.

Yerde ve gökte her ikisinin arasında yaratılmış olan her şey ona salât ve selâm gönderiyor. Camilerimiz, minarelerimiz günde beş vakit onun peygamberliğine şâhitlik ediyor. Tüm salâtlar ona, tüm selâmlar ona.

Bu sebeple gelin salâvat-ı şerîfe ile başlayalım söze.

Ol Seyyidü’l-Kevneyn (İki Cihânın Efendisi) Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya salevât!.. اللهم صىل لَع سيدنا ُممد Ol Rasûlü’s-Sekaleyn (İns ve Cinnin Peygamberi) Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya salevât!.. اللهم صىل لَع سيدنا ُممد Ol İmâmu’l-Harameyn (Mekke-i Mükerreme’nin ve Medîne-i Münevvere’nin İmâmı) Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya salevât!.. اللهم صىل لَع سيدنا ُممد Ol Ceddü’l-Haseneyn (Hasan ve Hüseyin Efendimiz’in Mübârek Ceddi) Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya salevât!.. اللهم صىل لَع سيدنا ُممد

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyuruyor: “İki kişi Allah rızası için bir araya gelseler Allah ve Resûlünden bahsetseler nefsimi kudretiyle elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, üçüncüleri ben olurum.”

Bizleri bir Mevlid Kandiline daha ulaştıran, gönüllerimizi Hazret-i Peygamber - sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in sevgisiyle coşturan, kalplerimizi Muhammed-î muhabbetle birleştiren Cenâb-ı Hakka hamd olsun. Bugün velâdetini kutladığımız Fahr-i Kâinat Efendimiz’e sonsuz salat ve selam olsun.

İçinde bulunduğumuz Rabîulevvel ayı, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in cihânı şereflendirdiği mübârek bir ay. İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber olan Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- 20 Nisan 571’de (Rebiülevvel ayının 12. bir Pazartesi gecesi) Mekke’de Dâru’t- Tebâbia diye anılan evde dünyaya geldi. Bu mübarek geceye “doğum günü” anlamında olan “Mevlid Kandili” denir.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; insanlığın, cehalet karanlığında hak ve hidâyet yolunu kaybettiği, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, mazlumun feryadının arşa ulaştığı, Cenâb-ı Hakkın evi olan Kâbe’nin etrafı putlarla doldurulduğu, insanların ise alalen şirk içinde yüzdüğü bir zamanda dünyaya geldi.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in gönderilişi, Cenâb-ı Hakk’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Cenâb-ı Hak Âl-i İmrân Sûresinin 164. Ayetinde şöyle buyurmuştur:

لَقَدۡ مَنا ٱ ُّللا ََلَع ٱ َلۡمُؤۡمِنِي ِإِذۡ بَعَثَ فِيهِمۡ رَسُوَّلا مِِّنۡ أَنفُسِهِمۡ يَتۡلُوام عَلَيۡهِمۡ ءَايََٰتِه ۦ ُوَيُزَكِِّيهِمۡ وَيُعَلِِّمُهُم ٱ َلۡكِتََٰب َو ٱ َْلِۡكۡمَة ٍِإَون َكَنُوام مِن قَبۡلُ لَِفِ ضَلََٰلٖ مُّبِي

“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.”

İslâm’dan önce Araplar “Câhiliye dönemi” denilen karanlık bir dönem yaşamaktaydılar. Bu dönemde insanlar sadece maddî bakımdan geri kalmış değil bilgi ve ahlâk bakımından da geri kalmışlardı. Atalarından gördükleri Câhiliye geleneklerine uyarak Allah’a ortak koşuyor, putlara tapıyor, birbirlerini öldürüyorlardı. İşte Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- böyle bir zamanda içinde dünyaya gelmişti. Onun doğduğu gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle O âlemlerin Rabbinden, yeryüzüne;

َوَمَآَ أَرۡسَلۡنََٰكَ إَِّلا رَْحَۡةا لِِّلۡعََٰلَمِي “Alemlere rahmet olarak gönderildi.”

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- asırlara sığmayacak inkılapları birkaç yıl içerisinde gerçekleştirdi. Arabistan yarımadasında zulüm ve putperestlik kısa sürede yıkıldı. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O’na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. O devrin ünlü şâirleri, O’nun

getirdiği Kur’ân’ın önünde ihtiram durdular. Hükümdarlar O’na hizmetkâr olmak istediler. İnsanlar O’nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarım bıraktı. Bir zamanlar üç kuruş menfaati uğruna cinâyet işleyenler O’nun talimatıyla mallarını fakirlere sadaka olarak dağıttılar.

Elhamdülillâh, bizler insan olarak yaratıldık ve dünyaya geldik. En büyük nimet olan “îmân nimeti”yle nasiplendik. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in sayesinde Cenâb-ı Hak’ın kelâmı Kur’ân-ı Kerîm’e muhatap olduk. “Âlemlere Rahmet” olarak gönderilmiş olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e meccânen ümmet olmakla şeref bulduk.

Yani bizler 124 bin peygamber içinde; peygamberimizi biz seçmedik, Cenâb-ı Hakkın lütfuyla, Ümmet-i Muhammed olarak dünyaya geldik. Mü’minler için en büyük bir lûtuf Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ümmet olabilmek.

Cenâb-ı Hak, insanlığa lütuf ve merhametinin bir tecellisi olarak, insanı insan yapan bütün değerlerin ve ahlaki erdemlerin kendisinde toplandığı Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘i son peygamber olarak göndermiştir. Cenâb-ı Hak Âl-i İmrân Sûresinin, 164. Âyetinde şöyle buyurmuştur;

لَقَدۡ مَنا ٱ ُّللا ََلَع ٱ َلۡمُؤۡمِنِي ِإِذۡ بَعَثَ فِيهِمۡ رَسُوَّلا مِِّنۡ أَنفُسِهِمۡ يَتۡلُوام عَلَيۡهِمۡ ءَايََٰتِه ۦ ُوَيُزَكِِّيهِمۡ وَيُعَلِِّمُهُم ٱ َلۡكِتََٰب َو ٱ َْلِۡكۡمَة ٍِإَون َكَنُوام مِن قَبۡلُ لَِفِ ضَلََٰلٖ مُّبِي

“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allâh’ın âyetlerini okuyan (yani Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini, nehiylerini tebliğ eden), onları temizleyen, arındıran (yani gönül âlemleri temizlenecek. Üçüncü olarak) Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, Mü’minlere çok büyük bir lûtufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.”

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘i bize en iyi bir biçimde tanıtan Kur’an-ı Kerîm, onun hayatını “yaşanabilir en güzel model” olarak takdim etmekte ve Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘i örnek almamızı istemektedir. Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle

مم ُلَقَدم جََٓاءَكُمم رَسُولٌ مِنم اَنمفُسِك “bizim içimizden bize gelmiş” (Tevbe, 128)

ve “Âlemlere rahmet olarak” (Enbiya, 107) gönderilmiş bir peygamberdir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. Cenâb-ı Hak Sebe’ Sûresinin, 28. Âyetinde şöyle buyurmuştur;

َوَمََٓا اَرمسَلمنَاكَ اَِّلا َكََٓفاةً لِلنااسِ بَشٖرياً وَنَذٖيراً وَلَٰكِنا اَكمَثََ اِلااسِ َّلَ يَعملَمُون “Biz seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak bütün insanlara gönderdik; fakat insanların çoğu bunu anlamıyorlar.”

Bunu anlamayanlardan bir kişide Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in amcası olan Ebû Lehep’ti. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in diğer bir amcası olan Abbas -radıyallâhu anh- kâfir olan kardeşi Ebû Leheb’i rüyasında görüyor ve soruyor: “Ebû Leheb, hâlin nasıl?” diyor. O da şöyle cevap veriyor: “Cehennem’deyim, acıklı bir azâbın içindeyim, yalnız pazartesi günleri azâbım hafifliyor. Zira câriyem Süveybe; “Bugün bir yeğenin dünyaya geldi!” diye bir müjde verdi. Ben de sırf akrabalık asabiyetiyle sevindim ve ona hediyeler verdim; “Hürsün!” dedim.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 277; İbn-i Sa’d, I, 108, 125)

Hadîs âlimi İbnü’l-Cezerî buyuruyor ki:

“Allah ve Rasûlullah düşmanı olan Ebû Leheb, sırf akrabalık asabiyetiyle Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in doğumuna sevindiği için azâbının hafifletilmesi mükâfatına nâil oluyorsa, bir Mü’min, bu Rabîulevvel ayında, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e olan muhabbeti sebebiyle, ümmet- i Muhammed’den olmanın sevinciyle sadakalar verirse, ümmet-i Muhammed’den olmanın sevinciyle sohbetler ederse , Kur’ân-ı Kerîm okur ve okutursa, kim bilir nasıl bir ecre nâil olur?!” buyuruyor.

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in bizlere ulaştırdığı ilâhî mesaja yani Kur’an-ı Kerîm’e ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in sünnetine ihtiyacı vardır.

Bizler burada Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘in doğumunu kutlarken, O’nu anarken aklımıza gelmesi gereken ilk şey, O’nun Kur’an-ı Kerîm’de övülmüş olan yüksek ahlâkıdır. Cenâb-ı Hak Kalem Sûresinin, 4. Âyetinde şöyle buyurmuştur;

ٍِإَوناكَ لَعَىل خُلُقٍ عَظِيم “(Ey Rasûlüm!) Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin!”

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘i Cenâb-ı Hak terbiye ettiği için bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huyların hepsi Hazret-i Peygamber - sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘de toplanmıştı. Cenâb-ı Hak bütün güzel haslet ve meziyetleri O’nda topladığı için kavmi kendisine “Muhammedü’l-Emîn” vasfını lâyık görmüştü.

Ahlâkının güzelliğini O’na inanmayanlar bile takdîr ediyordu. Ehl-i îmân yani inanmayan müşrikler ve kafirler Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ‘e sonsuz bir güven içindedirler. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- hakkında söylenen “Muhammedü’l-Emîn” tabiri müşriklerin de dillerinden düşmez ve onlar emanetlerini kendi yandaşlarına değil Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e teslîm ederlerdi. Hattâ Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem- hicret edeceği zaman dahî üzerinde müşriklerin birtakım emanetleri vardı. Ve ölüm tehlikesine rağmen Hazret-i Alî’yi Mekke’de bırakıp onları sahiplerine teslîm ettirmişti.

Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de hiçbir peygamberi üzerine yemin etmemiştir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- hariç. Rasûlullah Efendimiz üzerine “ َلَعَممرُك” “Senʼin hayatın üzerine yemin olsun…” (Hicr, 72)

diyerek yemin etmiştir. Yani Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-‘in yaşam tarzını, ibâdetlerini, aile ilişkilerini, yaptığı ticaretlerini vs. her daim, gözümüzün önüne getirmemiz lâzım. Bu yüzden Ashâb-ı Kirâm Efendimizʼe yaklaştı. Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-‘i büyük bir önder, büyük bir şahsiyet, büyük bir karakter olarak gördü. Nitekim onlar - Ashâb-ı Kirâm- âyetlerin inişine bile canlı/kanlı şahit oldukları için her şeyin daha farkındaydılar. Cenâb-ı Hak Nisâ Sûresinin, 80. Âyetinde şöyle buyurmuştur;

ِمان يُطِع ٱ َلراسُول َفَقَدۡ أَطَاع ٱ ّللا َه “Kim Rasûlʼe itaat ederse Allâhʼa itaat etmiş olur…”

Yani Cenâb-ı Hak öyle bir insan gönderiyor ki, gönderdiği insan kendisini yani Cenâb-ı Hakkʼı temsil ediyor; ibâdetlerde, aile ilişkilerinde, yaptığımız ticaretlerde vs. Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e itaat, Cenâb-ı Hakka itaat oluyor. Kısacası Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-‘in tek görevi kendisine gelen vahyi tebliğ etmekten ibaret değildi. O’nun ümmete örnek olmak, gelen vahiyleri açıklamak, yeni oluşan İslâm toplumuna -ümmete- liderlik etmek gibi vazife ve selâhiyetleri vardı.

Peygamber kendisi İslâmʼı temsil etti, yaşayışıyla, karakteriyle, her şeyiyle; yaşadı ve sonra bu dünyadan göç eyledi gitti gibi bir mantık kurarak O’nun çizdiği yolda gitmemek, O’na itaat etmemek, O’nun dediklerini yapmamak bir bakıma lafzen söylenilmediyse de fiilen “seni dinlemiyorum, itaat etmiyorum” demektir. O’na itaatsizlik Cenâb-ı Hakka itaatsizlik olduğu için bu itaatsizliği, isyankarlığı tâbiri câiz ise temizleyecek olan tek şey; ateş olur, cehennem olur.

Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Vedâ Hutbesi’nde; “Sakın (günah işleyerek) mahşer gününde yüzümü kara çıkarmayın! (Beni mahcup etmeyin!)” (İbn-i Mâce, Menâsik, 76) buyurmuştur.

Bizler Efendimiz Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-‘in istediği şekilde İslâmʼı temsil etmemiz lâzım.

Cenâb-ı Hak bizleri hakiki manada İslâm’ı temsil eden kullarından eylesin.

Cenâb-ı Hak bizleri tüm benliğimizle kendisine ilticâ kullarından eylesin.

Üstad Necip Fazıl’ın şiirinde bahsettiği “Efendim, Müjdecim, Kurtarıcım, Peygamberim; sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.” düsturunu Cenâb-ı Hak bizlere de şiar edinebilmeyi nasip eylesin.

(Âmin)

Kandilinizi tebrik ediyorum!

Duâmızın kabûlü niyazıyla, Lillâhi Teâleʼl-Fâtiha!..